15 Ocak 2010

kor bir ay..

Bir küçük resim yarattım ben senle doldurduğum
Kamaştığım varlığın sinsi girdi koynuma
Aç, gözün açık olsun bu kez yakala resmimi
İndirdim yetişkinliğimi oyun alanına
Şu ay kor olur bakmasam, yansıtan tek gecemi
Mutsuzum yine bozdurmuşken hayalimi

Bir küçük hayat resmidir ya avucumda büyüttüğüm
Sen dönüp kaçarken bile kanar ellerim

Sakin.

"..soluklanmaz zaman, yenilenmez yalan..."


kalabalık bir sokak belki hayat
sen her köşe başı
yorgunluktan mı bu halim
düşünmek bile zor
kelimesiz geldiğim
fikirler yol almaz

dağınıklıktan mı bu halim
durulmak artık zor
geçmişte bitirdiğim
hüznümde hal kalmaz

toplanmamış bir oda
benle hayat
sen
yağmur sonrası...

J. Barbur

12 Ocak 2010

Neva...


Dehlizler boyu ilerledim.
Kızıl şerbet, çarşafta yağmur kokusu...
Korkunun başucunda döndürdüğüm yel değirmenleri, bileklerimi öpen rüzgârla sevişti. Düştü gece, usul usul gerdanından... Saçılan inci tene, dudak izimi bıraktım.
Gamzene ilişmiş yakuta boyadım suları... Sular, aynası kelebek düşünün. Düşün, mızrak gibi yol alır yeşerikliğinde ab-ı hayatın.. Hayat bir avuç kızılcık şimdi kumlu parklarında çocukluğun.
Dizlerinde can bulan tohumları erguvanların, kar çiçeklerine yanaşır.
Yanar gece. Yanar med-cezirden yorgun gün batımları.
Nevası çalınır dalgalarıma parmak uçlarından dökülenin.
Yorgan altı sıcaklığında uykuların, bir derin hazar; karanlığa...
Hercaî uyanışlarında bir dem şahbaz iklim yansıması..
Rüya- yı kâzibelerden kurtul, düş şakâyık bahçelerine...
Çağlayanlar akıt perçeminden, gece olsun adın. Tadında mey, yatağında şimal yıldızı...

11 Ocak 2010

Departures'

"..Birlikte gideceğimiz şehirler yuvamız olsun mu..."



10 Ocak 2010

"..let me sleep all night in your soul kitchen..."

..Well, your fingers weave quick minarets
Speak in secret alphabets
I light another cigarette
Learn to forget, learn to forget
Learn to forget, learn to forget

Let me sleep all night in your soul kitchen
Warm my mind near your gentle stove
Turn me out and I'll wander baby
Stumblin' in the neon groves

Well the clock says it's time to close now
I know I have to go now
I really want to stay here
All night, all night, all night

***the Doors

senin gibi...

"..yalnız bir gün için, nefes almak için/ kanarken avuçlarım karşında../ üzerimde sevdiğin mavi elbisem, sensiz geçirdiğim günlerden/ senin gibi beni kimse sevmedi..."

5 Ocak 2010

ateş dilinde; kar..

Tutuşturdu yelken gölgelerini, beyaz teninden dağılanın... Kavuniçi bir raksa davet gönderen martılar, karabataklarla mektuplaşırlar..
Vapur tarifesinde gezinen sokaklarım, dakikasız yolculuklara gebe... Sokak sokak sızlayan adına çıpaladım nefesimi...
Ceketinin sol cebindeki buruşuk fişte eylül artıkları, güz; gerdanına yaraşır.
Otobüs duraklarından toplayıp garlara taşıdığım emanetleri uykularının, kar kokusu... Şerbetlenen tarçına seslenen kış masalı. Gün doğumlarını karşılayan yanık kahve kokusunun genzimde yer eden öpüşüne yansıman..
Mevsim taşıran tencerelerde kaynatıyorum yitik hecesini, katmerlenen öykü sonlarının... Her sonun kaderine doğurduğu yolculuklarla, bir kez daha çal, gece dolunaya doysun...

3 Ocak 2010

2 Ocak 2010

jeux d'enfants*


"Önce sen beni sevdiğini söyle. Ben söylersem yine oyun oynadığımı sanacaksın diye korkuyorum."

1 Ocak 2010

"..ben senin gecendeki mavi..."


Suların mücevher olduğu haritalara demirledim düşlerimi..
Acıtan tek şey, deniz kestaneleri.. Kansız, gözyaşı tebessümle çoğalır o coğrafyalarda.
Eski bir kitabı anımsadım, deniz kabuklu kolyeler taşıdı, gerdanıma pembe çalarken.. Bileklerimi öpen varlığından koştum bulutlara.. Bulutlarda, tanıdık kokun... Kokunda bilinmezliğin ütopik serinliği..
Gözlerime yıldız düşüren dudakların, şeftali bahçesi...
Sularda kristallenen ismini, ismimde yüzdürdüm bu gece... Şarabî tadın çalındı dudağıma. Buharlaşan kimsesizliğim, melodisine ayak uydurdu soluğunun... Yarını bilmeden koştum ay ışığına, avuçlarımdan meneviş dökülür giysime, su...
Hayallerinin kıyısına vurdum...
Doğdum, geceden.. Dolunayın tutuştuğu kemiklerine tutundum. Gözlerimin derinliği, kelebek rengi...
Şefaffa boyadığım ruhunda, yeni doğan bebekleri günün.. Yıldızlanırım bekleyişiyle sevdanın... Kumsallar aşıyorum yaz arifesi teninde... Papatya yollarında yıllandırıyorum uykuları. Bu bir kış masalı, yaz sevdasıyla boyalı...
Görmeden, duymadan, bilmeden çözülen bulmacalarla çevrili coğrafyamıza ilişen yaz gülleriyle, yine, yeni, yeniden...
Uğramadan hiçliğe ve ayrılmadan başucundan düşlerin..
Suların mücevher olduğu yerde buluşalım bu gece, yarın gece ve tüm gecelerinde aşkın...
Sen, ben, denizatı ve kelebeklerle...

28 Aralık 2009

"..içinin seslerini, dünyanın seslerine feda ediyordu..."


"...
- Çıplak mısın?
- Üzerimde geceden başka bir şey yok!
- Demek gecenin elbisesi üzerinde.
- Evet.
- Çıkar onu.
- Gel sen çıkar.
- Çıkarırsam ışık olur.
- Olsun.
- Olursa bedenim kalmaz geriye.
- O zaman gece elbisesiyle gel!..."

12 Aralık 2009

yankı.



Ele gelmez olur gece... Dolunay zayıflar kaybettiği kanla. savaş yeri, gölgelerin ardı lacivert saatler.
Sorgusuzum nicedir, hapsedemediğim soluklar acır...
Tütsü yanmaz turunculuğunda alev seherlerin, kokmaz vals...
Ruh yok olur. Saklambaç yorgunu, menekşe tutuşlarım tebessümlerini..
Yolcuyum bu haritalarda, tozlu şarkılar arkamdan su döker..
Acıyan sevda kırıntılarıyla yıkandım sabaha karşı..
Ben hep gün doğumuna yakın buluşurum suyla. Su, günahkâr... Günah, rengi yitik portakal...
Kış başlangıçlarından kavanozlara dolduruyorum manzaralarını donuk sahillerin, pamuk helvacı yaralıdır.
Çocuksuz parklar koydular şehrime. Aitlik ekleri güler cümlelerime.
Zavallı bir kalem şimdi dudak izim... Unutulmaya meyilli aydınlıklardan doğanım, ölümüm kanda kızılcık şerbeti.
İncirsiz yazları doldurduğum bavulları attım taş sokaklara, buz kattım yokluğuna, çakmakta alev, ben öldüm. Yeşilsiz ve grisiz. Üç kere saydım adını.. Beşte üç tuttu oyun, kumarbazı oldum rakamsız gün islerinin.
Dağıttım saçlarımı, yandı deniz. Şehir. Sokak. Taş.
Soğuk yandı.
Ruhun odalarından seslendim, daha sonra, dedin.
Ben de uyudum, uyandım, öldüm sonra.

11 Aralık 2009


İnsanlar yaşamaktan bahsediyordu:
Portakal dalından,
Kuş kanadından,
Meyhaneden,
Hatta denizlerden.

E.Cansever

2 Aralık 2009

gece...


Saten rüyaların döküldüğü gerdanını, geceye boyadım dudaklarımla. Kaldık. Kar- an-lıkta buğusuyla iğde gözlerinin, kalakaldık. Kadeh kırdık kadife ılıklığına kelebek öpüşlerimizin. Sırtımdan belime inen, düzensiz kahve çekirdeği dalgalarımı imzalayan tırnaklarının hissi, seherde çiy... Döküldü. Sustu. Sessizlikte buldu. Yolu uzun mesafesizliklerden seslendim. Yankılandı çelimsiz duvarların ortasında, yakut mevsim. Gün batımında sarı tül bakışlarımdan kanatlanan dsoluğuna takılı kaldım. Rüya geçitlerinde çıplak bilek, dantel yaş... Kördüğüm bu değirmen saatleri... Uçuğa tuz bastı gidiş. Turuncunun bekâretini suya bıraktığı kramplarda doğdum. Var oluş, avucunda kelebek. Avucun, incir kokulu bahçeleri, hayalinde, ekmek kokusu... Yeşerik duruşunun yanında yetim bileklerim. Kanın damarı zorladığı inatla tut. Çarşafların dağınık, tenin sıcak olduğu serinliğinde, nakarat gibi yağmur baskını... Çek tetiği, namlusu ağzımda korkusunun lacivert saatlerin... Yastık izi suretim, öksüz; nefessizliğinde zamansızlığın... Tenhalara kurulmuş semt pazarlarından çaldığım çilek kokusu boynundan uçar, ikindilerinde masalların.. Güz isimleri sıraladım mısralarına, gonca gamzelerinin, elmacık kemiklerinden gölgelerini döktüm gökyüzü renklerinin... Şimdi mücevher bakışlarını çerçeveleyen siyahların dağılmış koyuluğuna eklenen kumru renklerine, akdenizin turunç kokusu siner... Kobalt maviliklere bırakıyorum biletini yalnızlığımın, deniz düşlerinin kıyısında mercana çalınmış dudakların, çatlaklarımı doldurur... Kadehime dol gecelerde, sonra da bırak gerdanından nefes nefese...

1 Aralık 2009

aralık öpüşü*


"...ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli..."

28 Kasım 2009

göç...


Karanfilin açtığı yer, kirpiklerinin gölgesi...
Erguvanî kanıma karışan dudak izin, katmerli bahar...
Bak doğuruyor sokaklar, avuçlarındaki topraktan; kenti...
Ve hayallerin ceplerinden saçılıyor, bu çocukluğunun izdüşümü ışık yansımalarına..
Solmuyor seninle mektuplara değen mürekkep.. Ve kokusunda baygın hanımelleri...
Kadeh kadeh taşıyor gerdanından kızılı yıldızların, ayışığına nazır soyunan...
Çıplak taşlar yıkanıyor, ahşaplar yanıyor bakışlarında... Ah kıvılcımında alevlenmek vardı bu kış öncesi gidişlerde...
Yolcusuz seyahatlerle kanatlandırıyorum haritaları..
Coğrafyama kokun sindi.
Kaybolalı parmak uçlarının notalarında, on bir ay, yirmi sekiz, gün altı saat.
Buğusunda eriyorum soğukların..
Karla karışık kahve kokusu şimdi zaman.
Karakalem çizgilerle ıslanıyorum, güz sonu renklerinin ardı sıra...
Özlüyorum... Kanatlanıyor gece gerdanından..,
özgürlük, teninde salkım salkım...

27 Kasım 2009

mim*


"Unut" dedi, "Korkma".
Korkma unut.
Tükenir mi ayışığı, içmeden günah tepsisinden suyu?
Kentsiz kalırsın en fazla...
Saçlarından korkularının gölgelerini akıtırsın, kırmızı dualarla örülü sancılarını...
O yazı unutalı ne kadar oldu..
Belki de hatırlayalı mevsimleri...
Kabuksuz yaralarım, tuz içinde yankılanıyor.
Beklediğim yollar tükeneli ne kadar oldu. Soldu.
Çığlıklarımı kilitledim, kilidi kırık sandıklara. İğne oyalı eşarplarla sarmaladım kesilmiş saçlarımı, tutam tutam, gonca kokulu zamanlardan...
Kırık vazoda solgun gül şimdi bileğimden akan.
Bileğim, yükü avucundakilerinin..
Geçmiş zaman kelimelerinden çıkamadığım labirent; adresi ölü güvercin...
"Güzelsin" dedin. Yalanın durmadığı dudaklarından kaydı.
Sen bana hiç yalan söylememiştin.
Toprak parçalandı renkleriyle, kara büyünün..
Yosma şehrin kayıp soluklarının arasına karıştım. Kayıp yosma.
Damarımda büyüttüğüm dumanlı hayalin sızlatıyor kaç gecedir.. Kusamıyorum ismini.
İsminin harf sayısını unuttum, suretin aklımda...
Bir bavul hazırladım kendime, garlarında unutmak için soğuk şehirlerin, bir kaç kağıt biraz da uyku, gözlerime hiç denk gelmeyen...
Sahi,... gözlerin... Bakıp da görmediğin mavilikten mi çıkardın beni, şu hiç sevmediğin...
Tenimde haykırıyor saati silik tarihler.
Yanlışların doğruları götürdüğü yerde bekliyorum seni. Sola dön, köşedeki merdivenden at kendini,
ordayım..,
mavi ölümün olsun.
Artık yalan söyleyebiliyorsun;
deniz.siz.

15 Kasım 2009

çöl.

İsteyeceğim her şeyi tükettim seninle; düşlerim ve masallarım, arkasından seslenebileceğim dizelerim... Kendi kendimin rüzgârında infazımı gerçekleştirdim, sokak boştu, ismim ıssız, kalbim kırık kapı... Yel değirmenlerine vurgunumu bıraktım, duymadın şah damarımı sızlatan yağmuru... Kesik boynum. Yıldız.sız. Duasız girilir benim yatağıma. Rüya değmez yastığıma. Uykularımı kısa keserim, soğuk yorgan, buzdan ten... Ilıklığa alışmaz bedenim, duvara değen sol yanım sıvasız günah.. Yorgunum bu gece, ellediğin gökyüzü solar, ırzına geçtiğin ayışığı sızlar.. Şehir sulanır. Çıkmaz sokak olur gün doğumları.. Ötenazisiz ölümlere gebe gecem, sularım çekildi, kurak deniz.

11 Kasım 2009

"sokaklar uyudu..."

"..sar bedenimi; kitabımdaki son paragrafta uyuyayım. O senin en sevdiğin kitap olsun. Bırak o korkunç şiirler okusun alnımızı. Bu kadar kırılmışken ve hala kırılabilecekken bırak sayfalar onarsın bizi. Hala ilk günkü kadar yakınım sıcak mürekkebe. Aşk senin kadehinde bakışımı delip geçerken anladım..............camdan bulutlar altında yattığımızı.., yağmur yağarsa ölebileceğimizi...., artık....."

8 Kasım 2009

gecenin aruzu.


















Kahve kokusu sana çıkan sokaklar..Ben kadehinden damlayan bir avuç deniz.. Denize karışan sıcak suda, dua olan adın.. Biraz nemli biraz yitik bir yol sırtımdan inen, gözyaşlarına benzer.. Gözyaşların dalgalarımdan süzülür, parmak uçlarında taşıdığın yıldız tozu.. Köprücük kemiğini ayışığı kıskanır.. Ayışığı menevişlere sarılı.. Suda adın dua.. Duada tanrısız gölgeleri inancımın.. İnancım, üç noktaya sığan ibadeti aşkın... Biraz sen, biraz sen, daha çok sen... Aruza varan
denizlere duracaksın, kıyısız adıma tutunarak...













5 Kasım 2009

memory of the loss of wings*


I need you to hold on while the sky is falling*

3 Kasım 2009

öpüşünde.


"..Güneş var..." dediğinde, tenimde buzlu yalnızlığın ürpertisi kol geziyordu...
Varlığımı titreten kadifeliğin, adım başı papatya mevsimi... Dün düşündüm, yeşiller arasında uzanan bileğinde metal, parmağındakine akar, parmak uçların seher rengi... Doğumsuz günlerin çizgili zanlarından sıyrılagelen tebessümün, bileğinin dansından dökülen çizgilerle şehvet mimarîsi..
Gözbebeklerini dolduran yaş, deniz kokulu...
Defterini tutmadığın buğularında camların, kelebek öpüşü.. Yıldızların sıralandığı pencerenden akan yağmur, pamuk mevsimiyle dirilir. Döner gece... Gündüze varamadan canının cananına süzülür.. Gecedir. Üçtür.
Başlarsın yeniden dumanında boy vermeye sevdanın, dudağının kenarından tütün kokusu havalanır...
Tenini sarmalamayan beyaza karışır yanık şeker dokunuşu.. Kalbinin ağırlığında kağıttan gemiler yüzdürür yel değirmeni bekleyişler...
Fikrinden tomurcuk veren hayat, gözlerinden taşar mevsim mevsim...
İncecik ipliğe sarılı nefesin duvarlarımı yıkar...
Dokunamam saatsiz yelkovanlara, bakışını gözlerim kıskanır...

1 Kasım 2009

içime sinmiyor...


Düşüncemin üzeri tozlu sis...
Yıkık dökük binaları arasında ilerliyorum gece ayazının...
Elim tutmuyor, bileklerim sızlar sensizlikten..
Büyütemiyorum nicedir, pencere önü çiçeği..
Rüzgârlardan tutamıyorum saçlarını 'dize'lerimin.. Nefessiz şiirlere dudaklarım kanar oldu son üç gecedir..
Değmiyor tenime kırmızı.. Tutunamıyor soluğuma ılıklığı üç harfli heyecanlar...
Benzeştiremiyorum kokunu, mevsim: güz sancısı...
Yanıyorum, küllerim avucundan dağılıyor..
Özürlü sözcükler bile yetim bırakıyor, kirpiklerimin değdiği masalları...
Haritasız çıkıyorum seyahatlerine mazi yaralarımın...
Benim de dizimde morlukları hayatın..
Akşama vardıramıyorum saatleri.. Kara çalınıyor düşlerime...
İmzamı atamıyorum gün doğumu vapurlarının altına, dalga kokusu,bileklerim ağrıyor...

27 Ekim 2009

rotasız.


Duysuz ampul gölgelerinde, kalp ağrının ayak sesleri... Ortalıkta kol gezen mecalsiz duman kaplıyor hecelenen ismimin kayıp maviliğini...
Kumru grisi yalnızlığıma batırıyorum; altın suyu, kum akıntısı... Limansız şehirlerin gebe kaldığı aldatılmalarla çevrili ışıkları, kirli ve mağdur...
Yol kenarı aşklarının dökülmediği kuytular sızlıyor, varlığının görüntüsüz öpüşüyle..
Baskına geldiler, güneş közlendi kış arifesinde.
İçimde yükselen depremi bozgunun sadece bir susuşla aklanır...
Seni özleten yağmurlar, bulutlara kelepçeli bu aralar... Şehrine uğrayan soğukla uyanıyorsun şimdi, yolculukların sonu sokakların.
Aitlik eklerinin maske gibi durduğu yerlerde yürüyeceksin... Rüzgârınla dalgalanandan uzak...
Özleyeceksin... Özledikçe affedeceksin dünsüz yarını. Bağı çözülen dizlerinde uzanacak dalgalar... Dokundukça denizlere dönecek kuraklığın.
Özleyeceksin, özleneceksin; ismin yağmurlarla dayanacak camlara..
Yağmur akıtması gözyaşlarıyla bekleneceksin...
Bekleyişler kimliklere eklenecek güneşle..
Dalgalanacak yalnızlık..
Denize varacaksın...

22 Ekim 2009

bağımlı opal.


Battı gözyaşı...
Kuyusuz avlularda bıraktık saklanmışlığını, çıplak, çocuk terlemelerin...
Dudağının kenarından sızan kana 'aşk' demeye başlayalı altı yıl iki ay...
Kireç lekelerinin kamp kurduğu lavabolar, bileklerinden arta kalana yatak..
Sandık lekesi çeyiz, damarından akan kir...
Gömlek geçiremediğin günlerin girişi sehersiz, rüzgâr terki..
Diş izlerinin kaldığı çarşafta durmayan lavanta kokusu, çürümüş hayal mezarlığı...
Yorgun, puslu, kirli öpüşlerde sus.
İmzasız dilekçesi ömrümün, sana tutuklu kader...
Arabesk ışıklar taşırıyorum tenimde, parçalanır gülüş.
Gecelerinde susuşlarının...
Sustalı yalnızlıkları bıraktığın raylarında demir yollarının, ayama saplı güneş;
Güneşe su-s-arsın...

16 Ekim 2009

ekim bak.

Tenden dökülür, sudan doğan gece...
Vicdanı yitik, tarih çizgisi kayıp, soluğu suret aşklarla aydınlanmaz gölgesi, sınırsızlığın söz vermiş hali...
Avuçlarımdan kanayan ismine mum dikiyorum, selvi yaprağı, dikiş tutmaz yara...
Uzatmaları oynayan turna uçuşu, düş kapısı...
Sarı hastalıklara yatalak ellerim.
Ve felç geçiren körlüğü, kalbin...
İç acıtan başkaldırılardan yorgun susuzluk, bileğim kızıl güneş..
Dudak kenarı çizgime boyuyorum imzayı, tensiz dua ayinlerine bakarak...
Kirpiklerimde nöbet tutan sisten dökülmeyen ışık, trafik kazası kayboluşlarım...
Denize karışan ada doğuruyor, özgürlük kadar güzel omzunu, gecenin...
Silemediğim işlemler, kurşun kalem izi yanaklarım bu akşam...
Tel örgüler zorlar, boynuma dağılan ipeğini var oluşun... Ve alay fenerleri kırılır seherde...
Maziye düğümlü bir isim şimdi sol bileğimdeki ağırlık.. Taşıyamadığım zaman göstergelerinden doğumgününü çaldım bu sabah, sabahlar sancılı güz yaprak intiharları...
Zincirsiz esaretlerle boyuyorum ellerimi, erguvan..
Kanım, erguvan...
Uykum, tetikte asker...
Kayıp yol.
Ulaşılamayan çamur suyu maziye vurgun-sun; yangın yeri bu ikindiler...

13 Ekim 2009

çıkmaz sokak


Günahımla öpüyorum gece bitkilerini, yarım gülüş, çıplak gamze...
Hayallerimi topladığım bavul saçıldı, gar kalabalığı , hazan gövdesi saatim...
Seni unutsaydım beklemezdim düş bozumu, hayalet gemileri. Ellerimi çamurlarla kaplayıp öz suyunla yıkanmazdım üçe beş kala...
Ellerim ağrılı, mevsim güz..
Tenimdeki tuz yağmur emaneti.
Bu sabah.. Vapurun taşıdığı bedenim dillenmiyor dalgalı anılarımdan, ceset gibi yıkıldım.
Öykü yazmak zor, ama iki kelimeyle başlıyor, sen. ben.
Yolculuklar yakıştırırım yeşerik parmak uçlarına düşlerinin..
Sızın damlıyor kirpiklerime..
Pranga.
Metal tadı, soğuk kadın imgeleri, gölgenden sapacak sokak yok bu akşam...
Yorma beni,
Susma...
Sessizliğin, gümüş hançer...

9 Ekim 2009

"..bir göl gezintisine çıkmıştır/ kelebek ölülerinden bir ırmakta..."

Kovulmuşken hayatın bir yerinden
Yalnızken, umarsızken
Öfkeni dillendirecek bir eylem ararken kendine
Diyelim gecelerin o tekin olmayan serüveninde
Paranoya kıvamında ilişkiler yaşarken
İmtiyazsız karanlıkların suçlu zevklerine
Yasağın büyüsüne, hayatın ve gündüzün
Öte - yüzüne sığınırken
Ve intihar manifestosu gibiyken bütün duyarlıkların
Ansızın bir dize gelip takılır diline
Bir can simidi gibi en kurtarıcı keyfiyle
Bir zaman seninle kalır, yanıbaşında,
Zaman içersinde yer değiştiresin
Diye kendisiyle bir gönül erincini,
en düpedüz anlamıyla yaratmak eylemini
Yaşarsın bir dizenin dizlerinde
Sonra uzaklaşır senden,
Gözden kaybolur
Büyümüş, çoğalmış bir şiirin derinliklerinde
Ne senledir oysa, hep senledir oysa
Gecelerin ötesi dediğin şey
Kendin için yaşadığın sinema

M.M

7 Ekim 2009

serinliği.


Dön diyememem sulardandır... Akşam güneşi gerdanından doğarken, kirpiklerimle sevişen rüzgâra emanet dalga dalga heyecanı gecenin...
Üçe epey vardı, kamçılı yalnızlığımın avucumda kök salan sürgün tellerinde öleyazan kan-dır, rengim...
Sol omzumda ağırlaşan dudak izli uyuşukluk, renk sıyrılmasına hasta... Refakatçim göz pınarlarımdaki yağmur olsun...
Sokaklardan akmamış dudağıma değen kızıl şerbeti cansunun...
Gamzesiz bahar gelmez.
Güzümün donuk olduğu yanda sandık kokusu bu akşam...
Kasımpatılar arasından üflüyorum gecenin yıldızlarına.. Yastık iziyle ilerlediğimiz haritaya bir de kimliğimi ekliyorum; kızıl düş, yaldızsız öpüş, gökkuşağı...
Kanat çırpmayan özgürlükle doluyor ciğerim, gözlerim kapanıyor mayıs esintisi dolunaylara... İşaret parmağımın ucunda gezen menekşe kokusuyla kadifeleniyor dişi mevsimlerim...
Ve bir dans şimdi, senden imzalı tebessüm, dudak kenarı, şiir dizesi derbederliğim...
Tutamadığım kalemlere saklıyorum uğuldayan varlığını iklimlerimin. Seni sayıklayan renkleri katıyorum adımlarıma...
Ah geçmiyor kahve kokusu, şarap kızılı, bir de serinliği özleminin...

3 Ekim 2009



Derman değilim güneşsiz yaz sonralarına...
Yağmurla katmerlenen dalgalarımdan doğuruyorum yediveren düşlerini ve kalem kırdığım gece nöbetlerinden öpüşler taşıyorum delik ceplerimde...
Yıldızlarla oyaladığım saçlarıma değen nakış göz, kahve kokusu, biraz deniz tuzu...
Sarmaşık alevlendirdiğim bahar, tenimin döngüsü, mevsim ortası... Parmaklarım toprak, saat dokuzu itekliyor, silkeliyorum eteklerime sarılan kumral tozunu hasretinin...
Yastığından kaldırdığım saçlarım, köprücük kemiğinin yuvasındaki sıcaklığa sokulur... Dokunur eflâtun düş, mavi gök, kurşunî ağırlığı gitmelerin...
Bileğimde yolculuğu bekleyen biletlerle, ağrılı vedalar, omzumu açıkta gören avuçlarının derin su sesi...

27 Eylül 2009

vuruverir...*

" Ne ansızın yağmur ne gökkuşağı
Ne dipdiri sabah, gözyaşı "
...

24 Eylül 2009

benim adım...*


Düşsüz yağmur sokakları...
Sokaklara prangalı aşk...
Düşüm aşk... Aşkım düş...
Bir masal şimdi denize çıkan sokakların kokusu... Masalımdan kanatlanan adından dökülen ışıltı, yıldız alacasından çalıntı...
Seni sarmalayan bu papatya uykularda, saçların gülüşünü kıskanır. Kıvrımlanır gece dudağının kenarında...
Gamzenden taşar düş...
Düş... Sokak sokak... Adını döktüğüm çiçek tohumları filizleniyor bu bahar girizgâhında güzün...
Toprak kokuyor yüzün...
Yüzün mektup mektup sararmıyor bu yaprakların ardı sıra...
Sokak; deniz kokulu...
Dalga seslerini iliştirdiğim eteklerimi değdiriyorum rüzgâr öpüşüyle, turunç düşlerine...
Düşlerin; çocuk...
Gözlerimden akıttığım gece, avuçlarında kum, gülüşünde kanat çırpan yitik yaz...
Yeşilin değdiği tenime, turuncular akıtıyorum..
Gece ıssız, sokak; toprak kokusu...
Yağmur sonrası bekleyişlerimde deli mavi heyecanlar bu gece...
Üzerime geçirdiğim soluğundan taşıyor şehir ışıkları, kimsesizlik renkleri, tortusu yalnızlığın...
Kanatlarıma dokunan parmak uçlarında; mevsimler kadın, kentler kokusu, gerdanında salınan güzün...
Yorgun zamanların aynaya bakan kanatlarıyım bu eylül sonu nefeslerinde...
Sözlerin kırık bu hazan, baharı sayan heyecanlarımda nazlanması yarınsız havalanışlarımın...
Katmerlenen düş; portakal kokusu...
Dizlerimden bırakıyorum salıncak, kalp çarpıntılarımı...
Duasız geçirdiğim günler, ertesi gün tesellisi sevdamın...
Bulutlara karışıyorum, denizlerden tuz aşırıp saçlarına takıyorum sonsuzluğu...
Kanat çırpıyorum, gün düşlerine gecesiz yanmaların...
Boyuyorum portakal ağaçlarını, renk aşırıyorum şiir kokan dudaklarından...
Müziğinden taşıyorum, ıslanıyorum gözlerinde, savuruyorum iklimleri avucuna, bu tenimi yalayan rüzgârla öpüyorum tutuşlarını çocukluğun...
Kanatlanıyorum sana en yakın dünden...
Mesafedeki tek gerçeklikten doğuyorum gece üçe varırken... Gerçeklik gerdanında salınan tebessümü gökkuşağının...
Güneşin portakal kokmaya başladığı saaatlerde, basıyorum kuma ve gecenin yıldızlarını saçıyorum kadın masallardan...
Benim adım,..
..Kelebek...

23 Eylül 2009

gülüşün; soluğum...


Bu yaz akşamına özenen güz ışıltısı, eylül kız...
Yeşerik düşlerimi bırakıyorum avuçlarımın arasından, yağmurla kadın olan deniz çalkantılarına... Menevişli geceler, toprak kokusu, su dokunuşu...
'Hoşçakal'sız vedalara alışık benim gitmelerim. Terk etmediğim aşklarımı kaldırıyorum çeyizlik sandıklara. Eski sarı, eski şarkı, aynı gün... Gün, geceden arta kalan dilek ağacı, rengi...
Rengimde gülüşün, gülüşünde gökkuşağı... Mevsimsiz aşklar yaşıyorum nice zamandır...
Karını güneşle bileyip, yağmurunu ayazlara katıyorum... Ah ellerin, mevsim döngüleri gibi haşmetle avuçluyor sevdamı... Sevdasız şarkılara katıyorum oluk oluk, kana kana bahçelerini buselerinin... Bir delifişek şimdi zaman turunç turunç akıyor çehrenden sabır...
Gün doğacak ve yenilenecek umut, katmer katmer yıldızdan doğacak maviliği denizlerin...
Bir yanım sen bu akşam, ötekinde ellerin...
Ah eylül akşamlarının nar çiçeğine sarılı kokusu...
Büyüsüz mucizeler gibiyiz, gözyaşıma dokunsan yağmur yağacak, gökkuşağına hasret...

15 Eylül 2009

eylülün aşk hali*


İçimde filizlenen kelebek kanatlanışı, uykularının en yeşerik anından tebessüm... Üzerime bir şal gibi attığım bu güz yağmurlarındaki bekleyiş, avuçlarından akan sıcaklığa hasret...
Altına sığamayıp kenara attığımız şemsiyenin, rüzgâr tokadı yemiş telleri gibi yalnızlık. Yalnızlığım, kırık dökük...
Akşam güneşi perişan, deniz fenerlerinden ırak...
Gönlümü çelmeyen sokakların çocuk gülüşünden bilyeler topluyorum... Havanın ışıklarını söndürdüğü saatler, taze biçilmiş çimen kokusu başlangıçlarım...
Gözlerime uzun süredir değmeyen denizi aşırıyorum, işaret parmağımın ucundan göz kapaklarıma.., durak; uyku saklayan kirpiklerim...
Çoğu kez sesini dinliyorum kalabalığın ve pek çok kez bulamıyorum masalını kaybeden çocuğu, aya uçmuştur belki görünmeyen yazda...
Garın önünden geçmiyorum nicedir, o eylül akşamını takıyor saçıma, bir de uçuşan etekleriyle ilk aşkı...
Sinema salonlarından taşan kalabalık görünmüyor, gündüz rengi kahve kokusuna.. Gitmez oldum sevdiğim, saklayıp sana göstermek için can attığım sinema biletli salonlara...
Yarınımın broşunu düşürdüğüm salonla, boynundan küpemi bıraktığım salonu öpüştürüyorum düş sokaklarında... Fiyat soruyorlar bir iki parça yitik öpüşüme; sahibinden aşka kiralık...
Bir de ölümler var, hazan..; rengi ebruli ölümün...
Kuş ölümleri acıtıyor bakışımın değmediği toprağını tenimin... Sulamaz oldum gece bitkilerini, sabah olmayan mevsimlerde...
İklim iklim döndürüyorum şimdi rüzgâr güllerini heyecanımın...
Camı öpen kaşık sesinde arıyorum sıcak çay şefkatini... Şiirsiz uyuyamadığım gecelerde, heykel çizgilerini sayıyorum... Kelimesiz romanlar gibi derin varlığın, sessizliğin, bahar senfonisi...
Nane, buram buram.., damağımda limon, dudağımda adın var... Müziksiz konserler gibi sayıklıyorum adını... İki hecelik destan...
Usulca bırakıyorum yıldızını gecenin, o unutulmaz yazdan...
Yazlar yıldız alacası, söz ver yine o eylül akşamından...
Seni ...

12 Eylül 2009

gül(üş)üm gül...*


Zordur durmak bazen uçurum kenarı, kağıt kesiği... Gülmek tek kayda değer soru, gerisi gülünesi bir sorgu... Çabalıyorum güzelim, tutunmaya yağmur davetlerine, toprağın şehvetli yediveren çağrısına, perdelerimi dans ettiren imbata... Bir öğle vakti başını koyup, kokunu sindirdiğin yastık izine... Kalemler tükeniyor yazmalarında sevdanın.. Yolunu gözlüyorum gökkuşağı yansımalarının, ay taşı küpelerime... Doğacak yeniden bir kasım sabahı... O zaman sarı tebessümler takınıp alevlendireceğim, kızıl şarabını.. Bazı mevsimlerin uykusu ne uzun, şu kelimesiz kalem sesleri... Durakların bekleyişlerine, bir peçeteye yazıp avuçlarına sıkıştırdıkları telefon numaralarıyla cevap veren otobüslerin şuh uğrayışları, eski bir şarkının en huzurlu notasından sığıntı... Aşk şimdi, gri ışıltılarından dökülen; gülümseme, arifesinde isminin... Avuçlarında dalgalanan sularımdan taşıyorum. Yağmura karışıyorum, gözlerimden sana akıyorum... Seni bekliyorum güzelim, seni bekliyorum... Kadehimden ve dudağımdan 'kırmızın' döküle döküle...

9 Eylül 2009

Zeval...*


Duasız dudaklarımı araladığım gece öpüşlerinden sıyırıyorum, avuçları taş kesiği düşlerini...
Güzsüz mevsim tablolarını ezber ettiğim yıllardan kaçarken, yağmur ikindisi bu sonbahar...
Senin gözlerin; arifesi, aşk kokulu toprağın, uykumla birleşmesinin...
Kurtarmıyor bu gece beni poyraz. Bu güz, geç haykırır sanmıştım. Denizlere boşalan yağmurda ismim yitik fener... Sancısız anılarının enginliğinde, taktığım çelme kalp ağrına...
Mısrasız akşamüstü sohbetlerinden, demli geceye vasiyet bıraktığım kararmış gümüş tokada, tazyikli su izi..
Susuz yaz. Yaz. Yaz.. Güz...
Laciverdini yitirdiğim gecede şölen.. Ah şu badem ağaçları...
Rengin içimi dağlıyor bu aralar.. Dudağım pudra, uykular kefen...
Çâr-çeşm ile bekliyorum min-el ezel kehribar akıtması, mercan düşlerini...
Afak aşırıyor gamzenden kızılcık şerbetini...
Dayanmak zor bu yağmurlara,şiirsiz...
Eylül başı igyam saatlerinde dolduruyorum gökyüzünü ciğerlerime... Mücerred sağanak yetmiyor akıtmaya memnu kalem zevrlerini...
Kuyusuz kahraman gülüşlerinden denizler taşırıyorum, kıyısızlığıma yol katmak için... Toprakta meserret, suda meftun...
La'linden damlayan seherde bahr fusûl...
Üfle şem' e, gece yansın... Berklere ilişsin alev, güz penceremde lerzan soluğuna bulaşsın... Gisûm çözülüyor inci taşan gerdanında...
Zor bu yağmur ikindileri...
Ah bir de badem ağaçları...

2 Eylül 2009

güz yaşı...*



Kelimesizim bu eylül başı, yağmur arifelerinde... Solgun gül demetlerinden damlamayan kızılı, gökte arar durur yıldız yıldız, kanayan avuçlarım...
Ciğerime dolan denizde yıkayamıyorum, saklanmış gazete kupürleri gibi; geçmiş zaman olur ki...
Açelyalar ilişmeyen saç tellerim, çarşafında, dudaklarım kayıp yastık izi...
Yaldızlı jelatinlerle paketlediğim yalnızlığım duruyor tozlu rafta, sana hediye edilmek üzere...
Her yeni gün, gece akıtıyorum kirpiklerime, yıldızlar avucunda boy veriyordur belki...
Ve gecesinde saçlarımın örgüsünü bozup, küpelerimi komidine bırakıp geliyorum yitikliğin koynuna...
Masa başı mesaileri dolduramıyorum sesi olmadan ispinozların ve fitillenmeyen kandillerin gölgesi saklanmışken... Akvaryumunda güzümün... Sararmış fotoğrafları eşliyorum ağustostan öksüz, kuru yapraklarla... Guguklu saat döngüsünde ineceğim liman, kız çocuğu...
Genzime sarılıp, soluğumu yoklayan düğüm gibi uzak sevdan...İçimde yükselen sarmaşık, nabız ritmimin şüpheli adımı, bir temmuz öğle saati kanımda eriyen...
Sayamadığım mevsimler boyu bekliyorum, dağların gelinlik giymesini, denizlerin güneşle sevişmesini, kiraz ağaçlarının tomurcuklanmasını...
Çiçeklenmeyen baharlarda doğuruyorum seher renklerini parmak uçlarında... Tan sabırsızlanıyor, dudağından öpmeye düşün...
Alazlanıyor ismim dudaklarında...
Şerbet akıtıyorum gecenin surlarından, enginliğine uykularının...
Ab-ı bâde-reng döküyorum, nevşah bakışlarına...
Dinmiyor... Mesken tuttuğum bahçelerde incir ağaçları, şahikasız gecelere gebe...
Zorlayamadığım kilitlerden ten masallar duyuluyor. Metal dönüyor boş..
Bir tersine serzenişte kaybediyorum yolunu hükümsüz yarının...
Tutuşmuyor içinde kırgınlığı, cesedi eflâtun bakan sazlıkların...
İvmesiz kaydıraklardan bırakıyorum dolunayı; hanen yangın yeri, yüreğin sel..; denize seslen...