28 Mayıs 2021

iki gerçek'

 

 "... hayatta herkesin mutlaka

bir sarayburnu aile çaybahçesi varsa

hayatta herkesin mutlaka bir istanbul'u varsa

hayatta herkesin mutlaka bir tanrısı varsa

ve biz tanrısız kaldığımıza göre

sen benimle mi gelirsin

ben sende mi kalırım

bunu bırakalım şu geçip giden bulutlar düşünsün."



15 Mayıs 2021

Ölüm, bahar ve eski şehirler üzerine'

 

  

Rüyalarımdan çıkamıyorum. Rüyalarım da Adalar'dan çıkamıyor. Nehir durgun, mevsim hep bahar, elimde hep bir kitap. Hep bir şey kovalıyorum, hep takılı kalıyorum. Sokaklar değişmiş, betonlar yükselmiş, insanlar yaşlanmış. Artık o şarkıyı söylemiyorum. Yakamdan düşmeyen ve neden olduğunu anlamadığım bir suçluluk hissiyle oradan oraya koşuyorum. Koşup da vardığım yerde hep kalbimi, küfür gibi sözcüklerle donatılmış bir namlunun ucunda buluyorum.  Yorgun düştüğüm yerde gece bitiyor. 

Uzun zamandır içimde bir yerde nadasta bekliyordu bu hesaplaşma, biliyordum bir gün bir yerde kendini patlatacağını. En yaralı yerimi bulacağını da tahmin etmeliydim. Yine de beklediğim kadar kanatmıyor, sanırım yerleşiklik kazandı çentiklerimiz.Ya da başka birisi olmaya alıştık. Olduğumuz kişiyi kanıksadık. Belki de nehirlerden denizlere ulaşmayı sevdik, belki zaten denize alışık nüfusumuza geri dönüşün huzuru bizi ikna etti. Her ne olduysa, rüyalarıma sızan hatıralarda bildiğim bahçelere çıkmak iyi geldi, ister kalp çarpıntısı ister korku ister üzüntüyle olsun. Bildiğimiz adreslerin kapı kilitlerinin değişmediğini görmek güzel. Hatıralarımızın evimiz oluşu...

Şimdi uyandığımız günleri gelecekte nasıl anlatacağımı bilmiyorum, hangi kokunun zihnimde bu zamanla eşleşeceğini.. Bu mevsimin bariz yeşerikliğini kalbimin hangi renkle eşleştireceğini...

Bu umutsuzluk labirentinin hangi kıyısında doğurduğumuz güneşi, hangi köşesinde büyüttüğümüz çiçeği nasıl bağrımıza basacağımızı... Yitirdiklerimiz fazla çekecek biliyorum, ama bir yandan da yeryüzünde 2 oda 1 salonda dolanarak kapladığım yerin içinde bu sonsuz duruş halinin hiç beklemediğim bir şeylere dönüşeceğini az buçuk kestiriyorum.

Her şey birbiri içinde çözünürken bir yandan da öyle kaskatı kesiliyor gibi. Her şeye şaşırıyor ve hiçbir şeye teslim olamıyorum. Her sabah pencereme gelip kahvaltı bekleyen kediyi bir gün olsun göremediğimde içime yayılan üzüntüyle ayakta duruyorum. Hâlâ üzülebiliyor olmamın yarattığı yaşam belirtisiyle. Bir metrelik balkonumu yıkadıkça köpürüp akan pasın aslında koskocaman bir senenin içimde yer eden kiri tozu olduğunu anlayıp kovaları doldurdukça dolduruyorum. Yıkanabiliriz belki, bir umut. Ve bir misilleme belki bu sonsuz ve aşırı kalabalık yalnızlığımıza, yılgınlığımıza...

Sıkıntımın bunca köklenmesi ve sonra aniden kendini koparıp bembeyaz bir çarşaf sermesi günlere.., ölümle ilgili dayanaksız düşüncelerimi yeniden gündemime getiriyor. Oradan bir İtalyan filmi geliyor aklıma, oradan başka filmlerin İtalya sahneleri. Bunu şu an fark ettim. Sahnelerin İtalyan kardeşliğini. Belki eski bir Akdeniz hayali benden bağımsız çekiştiriyordur beni ya da sadece bir tesadüftür. Eskiden başımıza sıklıkla gelip artık hiçbir büyüye inancımızı ayakta tutamayacak kadar azalan tesadüflerden biridir..

Küçük değil, büyücek bir inziva aslında bu. Aramıza yılların, yolların, insanların, hatıraların, dünya tarihinin, ülke gündeminin, yeni kuşakların, teknolojinin, hastalıkların, rüyaların ve kendimizin girdiği bir uzaklık. Yeni bir ev yaratımının önşartı gibi. 

Ne kadar hiçbir taşınışıma benzemese de,

biliyorum organlarımız, fikirlerimiz, kalp sıcaklıklarımız, sözcüklerimiz, aşklarımız, gerçeklerimiz.. Her şeyimiz şu an yapım aşamasında.

En kısa zamanda yeni yerimizde görüşmek üzere.