17 Mayıs 2019

çiçek ayı, yayla çağı*


Şimdi bir mevsimden çıkıp geleceksin. Özleyip de farkına varamadığım gökyüzü renkleri ve akşamüstü esintileriyle.. Tekerlerine gamsız heyecanlar doladığımız bisikletlerle yokuş aşağı ineceğiz. Avuçlarımız terleyecek, kurumuş dudaklarımızı çeşmelere dayadığımız bir anı düşecek aklımıza; dokuz, belki on yaşımızdan kalma. 

Gülerek doyduğumuz günlerden bir parça aşırmak mümkün olsa keşke. Bu kuruyup kalmış, bu hiçbir şeyi canı çekmeyen açlığımız dayanamazdı belki buna. Yapmazsam ölürüm dediğimiz şeylerin eksikliği mi bu. Hiçbir yerden kendimizi öylece atamamanın egzozlu esareti mi. Ellerimizdeki ağırlığın, avuçladığımız meyvelerin şehvetli suyundan değil de otobüs tortusundan olmasından mı.

Şimdi sazlıkların arasında bir gün batımı, yalın ayak taşlara bastığımız balkonlar, Sait Faik'in evinden baktığımız pencere maviliği ve pembe şaraplar içe içe, pespembe -illa ki çilekli ve kayısılı- doğurduğumuz güneşlerden istiyor canım. 
Bildiğim bu dilin, bilmediğim sokaklarına çıkmayı; belki de hiç konuşmadan, sadece çatılarda tıkırdayan güvercin yeşerikliğiyle, biraz mırıltılı tekirliklerle yetinerek..

Kalbimin orta yerinde bir insana, bir coğrafyaya, bir tarihe değil; sadece bir hisse karşı dolu dolu bir özlem kök salıyor. Oradan buradan hatrıma yerleşmiş kokularla, kaç yaşımda, nerede gördüğümü bilmediğim manzaralarla, belki de hiç karşılaşmadığım renklerle birlikte..

Anımsayamadığım ama unutmadığım şeyler var. 
Bazı bakışlar. Bazı ışıklar. Bazı taşlar. 
Bazı sessiz tiratlar. Bazı dağılan mürekkepler. Yıkılan binalar. Koyu çaylar. 
Çatkapı sevinmeler. Hazırlıksız, bulutunu beklememiş yağmurlar. 
Karlı geceler, olmazsa yaşayamam dedirten kalp çarpıntıları.

Bazen ne kadar hayatta olduğumuzu düşünüyorum. Senin hangi hayatta olduğunu. Zihninin odalarını nelerin doldurduğunu düşünüyorum. Hangi iplerle, kurdelelerle bağlandığımızı, düğümlendiğimizi, kesilip atıldığımızı..
Müziğini duymak istiyorum nabzının.

Bazen bir mutfağa girip, oradan çocukluğunla çıkmak istiyorum. Ne ile çıkacağımı bilmiyorum.
Neyin seni cesaretlendireceğini, neyin korkusuyla frene basacağını ve kendi rağmenlerimi nerede bulacağımı da bilmiyorum. 
Unutulmuş bir şarkının, kağıt gibi kestiği bir gecenin sabahında, bir kapıyı çekip çıkıp çıkamayacağımı..

Şimdi ardımdaki ve yanımdaki her şeyle bu kadarım. 

Utangaç ve çiçekli bir gülüşle, güzelliğine bakakaldığım bir yeri, bir anı bekliyorum.

Bunu belki hayal etmişimdir, belki dönüp yüzüne bakmadığım rüyalardan birinde rastlamışımdır, belki de sahiden yoktan var edip, saplantılı bir arzuya dönüştürmüşümdür, ya da vardan yok etmişimdir. 
Öyledir belki de, belki de "belki" şüphe uyandırmayacak kadar içimdedir, içimdendir.

Şimdi dudaklarından düşürmediğin bir gülüşle çıkıp geleceksin.

Belki de zaten hiç gitmedin.