6 Nisan 2010

ayraç'

"...

Ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi
Eylül, diyorsun...
Üşüyünce ağlıyorsun yalnızım dememek için
Uçaklar gemiler trenler çiziyorsun duvarlara
...
Kendine bir deniz bul artık bir de rüzgâr

Parçalanacağın bir uçurum bul bu dünyada
..
Tek tutkun o kenti bırakıp gelmek olmalı

...
"

20 Mart 2010

miş.


İçimde kendini yiyip bitiren bir boşluk var. Ağzından lavlar akan bir boşluk... Soru işaretlerimi eteklerimin altına süpürüyorum, dizlerimi ısırıyorlar. Gözlerimi oyuyor gün ışığı.
En doğru zamandan en doğru soruya varan iki ucu açık yolculukta sabahlıyorum. Gecelerim kâbus birikintisi.
Tenim acıyor sık sık, sağ bileğim daha çok.
Yazdıklarım çamurlarda yıllanıyor.
Adam görmüyor. Kör olan aşkından beni doğuruyor.
Gayri meşru bulantılarıma gülüp geçiyor, çoğu zaman bağırıp. Sesi katil yürekli. Onun sırtından kırmızı tırnakları geçiyor kadınların. Ben neyi bekliyorum. Ruhumdan ayıralı olmuştu epey bedenimi. Becereme-mişim. Miş-li geçmiş zamanda kaybolmuşum.
İlk buluştuğumuz yerden yazıyorum sana, ellerim kan. Göğsümde biten zambakları göremeyeceksin, hayat koşuşturmacanda.
İçinde yıkandığın ölü toprağı, değmesin gözlerine.. Bu cinayet için 'dize'lere yanaşamadım.

Nasıl olsa, benim adım Omayra...

15 Mart 2010


düştüğüm yerde ölü kelebekler vardı,..., canım yandı.
aynı kalmıyor hiçbir şey.

7 Mart 2010

ritimsiz.

İçim bulanıyor bu yelpazesiz sıcaklarda.
Haritamda rota tek.
Denizin suyunu içmiş martılar.
Ben bavulsuz.
Sadece tek renk kaldı geriye.
Can verenden ötesi yok.

Sormadan, durmadan en çok da kalmadan, sabrını cinayetine kurban vererek...



4 Mart 2010

faili meçhul -


Sehersiz sabahların İzmir durağı serin bu gün doğumunda...
Ardışık geçen takvimlere işaretlediğim ismin, her mevsim aynı renk.. Tonuna karışan ritmini yakaladım, rüzgârlarının saçlarından tutup, yarını bugüne getirdim.
Şahit olmadığın rüyalardan bileklerine ulak saldım..
Coğrafyanda kök salan gece bitkilerinin suyunu içtim, ömrüne panzehir..
Derinliği olan sularda adım adım yeşil avı...
Gecenin moruna kök salan sarmaşık, ölümcül gidiş..
Bilet erken kesilir yolculuklarına ve cellat zamandan aşıramadığın kanda boğulursun..
Sessiz pırlantasından taş dökülür gölgelerine, ve sen ismi yitik kahraman...
Buruşmamış çarşaflar arasında doğurduğun mutsuzluk resimlerinin boyalarını kazırken, dünya bulaştı elime yüzüme. Dizlerimi kanattı.
Sesten yorgun düşen ılıklığım soğudu.. Kıştan bahara geçemedi erguvanîlik..
Menevişlerde kayık yüzdüren çocuğa borçluyum şimdi; şaha kalkmış masal diyarı, hayat çığlığını...

16 Şubat 2010


..Şehrinde deniz kokusu, düşümde gerçek, gerçeğinde düş, dudağımın kenarında adın, bizde mucizesi...

Şiirim kal, rüzgârın olduğum kadar...

11 Şubat 2010

kayıp dua.

kızıl kar. kara saplı. kırık, kanlı kelebek kanadı. ölü kelebek.

10 Şubat 2010

'yaralısın' .


"..Sadece bitmeyen kalemlere ve adalete inanırdım. Sense, birimiz için yaratılmış olan yalnızlığa sahip olurdun.
Elveda mürekkep lekem..
Elveda şehrin ışıklarıyla boğulan balık...
Elveda dokunmaya kıyamadığım sabah güneşim. Sırf bu yüzden seni yıllarca yastığımın altında saklayacağım.
Şimdi bulutlanan içki şişemi ve lambayı söndüren rüzgârı düşünüyorum...
.........................................................................................................
...........................................................................Fısıltı eksik kalıyor, aşk daima eksik kalıyor.. Bunu bana niye yaptın, bunu bana niye yaptın. Dur bir nefes alayım.. ve senin sevdiğin kadın olayım...
...
Büyük kentlerin ortasında, bir işaret gibi bırakılan kırık aynaya dön. Ve ona borçlu olduğun güzelliği sor.
O, şimdi nerede.... Unuttuğumuz şarkının içinde mi.. Köşe başlarında mı... Biriktirdiği deniz yıldızlarında mı...
... Bu büyü nereden sarıldı sırtımın ucuna. Neresinden vurdular kırgın sessizliğimi...
Ah o zor veda... Boyun eğiyorum, bir de....
..Ağlama kalbim, ağlama... Hep, masumuz işte kalmadı gözyaşımız diye bağıracağım. Senin için akvaryumlar çalacağım. Sen büyük evler gibi yıkıldığında sanma ki acımı öptüğünü unutacağım. Çünkü, ne mucize, hep güzel bir kadın olacağım. hayatım boyunca yağmura rastladım, hep , yağmura....
BİR, İKİ, ÜÇ, DÖRT, BEŞ,....ALTI değil. Hayat benden gizlediğin ellerini hangi cebine saklıyorsun."

U.U.

*solma, gitme, bırakma, sözünü tutmadan, olmaz.. dayanmaz. kalbim. yapma.

9 Şubat 2010


Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
ben bir gece, şu Mayıs gecelerinden biri
Volter Rıhtımı'nda dayayıp seni duvara
öpmeliyim ağzından
sonra dönüp yüzümüzü Notrdam'a
çiçeğini seyretmeliyiz onun,
birden bana sarılmalısın, gülüm,
korkudan, hayretten, sevinçten
ve de sessiz sessiz ağlamalısın,
yıldızlar da çiselemeli
incecikten bir yağmura karışarak.

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımdan geçmeliyiz
söğütlerin altından, gülüm,
ıslak salkımsöğütlerin.
Paris'in en güzel bir çift sözünü söylemeliyim sana,
en güzel, en yalansız,
sonra da ıslıkla bir şeyler çalarak
gebermeliyim bahtiyarlıktan
ve insanlara inanmalıyız.

Yukarda taştan evler,
girintisiz, çıkıntısız,
birbirine bitişik
ve duvarları ayışığından
ve dimdik pencereleri ayakta uyukluyor
ve karşı yakada Luvr
aydınlanmış ışıldaklarla
aydınlanmış bizim için
billûr sarayımız..

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm,
yüreğim dalındayken henüz,
şu Mayıs gecesi rıhtımda, depolarda
kırmızı varillere oturmalıyız.
Karşıda karanlığa giren kanal.
Bir şat geçiyor,
selâmlayalım, gülüm,
geçen sarı kamaralı şat'ı selâmlayalım.
Belçika'ya mı yolu, Hollanda'ya mı?
Kamaranın kapısında ak önlüklü bir kadın
tatlı tatlı gülümsüyor.

Henüz vakit varken, gülüm,
Paris yanıp yıkılmadan,
henüz vakit varken, gülüm...
Parisliler, Parisliler,
Paris yanıp yıkılmasın....

13 Mayıs 1958, Paris

Nâzım Hikmet

sor - ***

"..çinekoplar lüfer olmuyor artık
bir sigara yak oğlan bana ver
en dolusu coşkum ateşim bitmiş
sor beni sor
geceye sor denize sor
sor beni sor ya da
bırak geçsin zaman sen hayra yor
uçamasam da bir çift kanat
bana uçmayı anlat
üşüyorum kapat kapıları kapat
önümüz kış bana göçmeyi anlat
bir sigara yak oğlan bana ver..."




7 Şubat 2010

*...*


"..Seni o kadar yakından görünce,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni..."

şubat kokusu..

Şehirsiz kalmanın başucunda sabahlıyorum. Yollara artık yalnızca uyuyarak dayanabiliyorum. Tutunmak? Gözlerine sadece...
Göz-lerinde büyüyen de-nizlere...
Ellerimi titreten serinliğinde aynasının şehrin, öylece bekliyorum...
Yanıyor, tutuşuyor karlar altında kaldırımlar.
Boynuma dolanan sarmaşığın zehrine ismini veriyorum. Dokunamadığım akşam üzerlerini ceplerime doldurup, parmak uçlarımla yakıyorum gerdanını gecenin.
Kulağının ardından boynuna inen ihtişamlı mevsim çiçeklerini koparıp, gözlerime sürüyorum..
Gözlerim;...senin olsun...
Gözlerim; coğrafyana çakılı, bakamaz oldum haritalara...
Kalp ağrısı zamanlara kattığım mavi yüzümle çıkamıyorum, sokak çığlık çığlığa.. Evim, ıslak şubat.
Yağmurla orgazm olan şehrin çocuğuyum. Şehir kendini yeniden doğuruyor, ben ahududulu çayla ısınıyorum. Kapımın önü, yanık ot.
Üçe kadar sayıyorum gelincikleri, fısıltıları üçte çığlık oluyor ama bu kış, şubat yirmi sekize koşuyor...
Tenimde yosma bahar bekleyişi, gurursuz ve terk edilmiş sevişme sahneleri.. Şehre açamıyorum pencerelerini maviliğin. Kızıl anı, mavi ojeli tırnaklarıma yanaşmıyor.
Karlı şehirde, güneş beni bekliyor.
Eğreti yalnızlıklarımı üst üste dizdim bu sabah, valizlerime sığmadı, kırık ayna, dağınık ruj.
Zaten her yağmurda makyajım akar benim, dizlerimi örtmeyen eteklerim yırtık, ve göğsüm açıktır göğe.
Bileklerim.. Nefesimi veremiyorum, ağrılı mart bekleyişlerine. Rengi çalınmış kadın değilim. Değilim. Değil. Mavi denize, güneş turuncu öpüşünü bırakır. Ben eflâtun gün batımı, yeşerik seher, deniz, deniz, deniz..
Sen.. Düş.. Karla yıkanan sokakların öpüşü. Şubat mücevheri..
Gerdanından akan esintiye bırakıp rengini gözlerimin, kahve içmeli...

30 Ocak 2010

"..kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- - o, işte..."

"..özlem, özleyenin özlenen ile yeniden buluşma olasılığı arttıkça, ya da zamanı yaklaştıkça, -garip ya işte-, azalacağı yerde, çoğalır:-
özlemi azaltabilecek tek şey, çünkü, özlenenin kendisidir -özleyenin 'kollarında', kanlı-canlı, orada, olması...
özleme tek çare, özlemin, artık, olamamasıdır- yoksa, özlem, hep, vardır...
özlem, hep..."

O.Aruoba

29 Ocak 2010

kar, yağmur, sen, ben..


ve o, kara uyanır.., benim ellerimden kuşlar ekmek kırıntısı yerken...
parmak uçlarında kristaller..
mevsim kış,

ocak sonu şubat başı,
bir gece yarısı,
dudağının kenarı,
gecenin adı..

27 Ocak 2010

..rengi gecenin dudağında...

Kimseye dokunamadığım saatlerde gelir kırlangıçlar.
Gün doğumlarına kirpiklerim değerken, kanatlanır(sın..). Boynuma okşayarak bıraktığın gelincik teninde, mayıslar boyu ölürüm, ve can bulduğum mevsimin, iklimini boş bırakırım. Sen dört mevsim güzeli.. Taş sokakta kimsesiz oynarım, sen, geceyle buluşana kadar kalırsın. Şovalyeleri çalınmış gecelere kelebek izleri bırakarak, oyuncağıma müziğini iliştirirsin.. Randevuların, yatağımın dalgalarımla buluştuğu dağınıklıkta olur.., dudaklarında izi kalan üçlerle koynuna gireriz şehrin. Ve şehir bir asker gibi bekler adımlarını, adlarını... Koyduğun renk adlarından atlıkarıncalar sallandırmanı. Pembeye boyanan esaret, meyillendirir geceden uzanan köprülerine kanının... Filizlenmez boynuna konmayan kelebek gözyaşı..
Şiirler dolduramadım ceplerine ve terk edilmişliğiyle kalabalık dünyası, kırık aynası suretimin keser avuçlarını..
Eflâtuna çalmayan sehere mektuplar yazmadım. Ve dizelere emanet bıraktığım şehirler kuşatıldı, sokak lambaları ampulleri yanık, ölü direnişindeyken..
Kulağına söylerim, dedin okyanus boyu öpen varlığınla... Kuşatmalarla doğurulan varlığımın dört yanı, dört mevsim gamzelerinden dökülürken...
Omuzlarımdan taşırdığın aitliğin tenimde, güneşe bir adım, adresim.iz. altında suyun..
Ötesinde kuytulardan gelen büyünün, evrenime saçılan renkleriyle..
Sarhoş geceler boyu, düş bordo, kan kırmızı süzülenler perdelerimin aralığından tarihi öpen varlığın...
Kimsenin bilmediği sevişmelerini duyarım gerdanında, ruhunu bedeninden ayıranı öperim, ismime yıkarım aşığın rüzgârı..
Yollara düşmeden hapsettim soluğuma dumanını, uyuşturan tadının.. Dudaklarımdaki karınca geçitine elini uzat, günün en şehvetengiz dakikasının başında nöbet tutarken özleminle...
Yeşilin zehirlendiği coğrafyamdan sesleniyorum rengine dudaklarının.. Güneş dilimi gerdanına, bırak su değsin..
"özledim..gidelim..."
Özledim rüya bilmeyen gözlerimi öpen gözlerinde sabahlamayı geceler boyunca.. Adın, gece, teninden dökülenle..
Gidelim, yarın uzak değil..
Zamanın olmadığı ülkelere, suyun yuva, bizim masal olduğumuz,uzağa..gün doğmadan...

25 Ocak 2010

"..adına düğümlendi..."



...
bana yaşadığın şehrin kapılarını aç..
başka şehirleri özleyelim orda seninle.
bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
ikimize yetmez.

Ö.Asaf

21 Ocak 2010

"ben*nasıl kaldım öylece*bir bilseniz...telaşsız çocuk olur mu* olurum isterseniz..."



"dinmesin*denizin*rüzgarları bu gecemde...
keşke bu olsa*telaşsız ve ama bu gece*gerçekten de dalgalı bir yerde*ve kar fırtınası öncesinde*keşke'min bakışları eladır...."

f.d

17 Ocak 2010

36.

Az kaldı. Bileklerimden akan menevişlere ad koyan geceye, çiçeklerden elbise, kokulardan suluboya mevsimler yaptığımız düşe..
Yorgunluğun, usulca, kadife gibi örttüğü tenimizde bahara,...
Renklere az, karanlığa çok var.
Şimdi zaman;... turuncu...

and i'll rise like an ember in your name...*















twenty nine pearls in your kiss,
a singing smile
coffee smell and lilac skin,
your flame in me...

J.Buckley

15 Ocak 2010

kor bir ay..

Bir küçük resim yarattım ben senle doldurduğum
Kamaştığım varlığın sinsi girdi koynuma
Aç, gözün açık olsun bu kez yakala resmimi
İndirdim yetişkinliğimi oyun alanına
Şu ay kor olur bakmasam, yansıtan tek gecemi
Mutsuzum yine bozdurmuşken hayalimi

Bir küçük hayat resmidir ya avucumda büyüttüğüm
Sen dönüp kaçarken bile kanar ellerim

Sakin.

"..soluklanmaz zaman, yenilenmez yalan..."


kalabalık bir sokak belki hayat
sen her köşe başı
yorgunluktan mı bu halim
düşünmek bile zor
kelimesiz geldiğim
fikirler yol almaz

dağınıklıktan mı bu halim
durulmak artık zor
geçmişte bitirdiğim
hüznümde hal kalmaz

toplanmamış bir oda
benle hayat
sen
yağmur sonrası...

J. Barbur

12 Ocak 2010

Neva...


Dehlizler boyu ilerledim.
Kızıl şerbet, çarşafta yağmur kokusu...
Korkunun başucunda döndürdüğüm yel değirmenleri, bileklerimi öpen rüzgârla sevişti. Düştü gece, usul usul gerdanından... Saçılan inci tene, dudak izimi bıraktım.
Gamzene ilişmiş yakuta boyadım suları... Sular, aynası kelebek düşünün. Düşün, mızrak gibi yol alır yeşerikliğinde ab-ı hayatın.. Hayat bir avuç kızılcık şimdi kumlu parklarında çocukluğun.
Dizlerinde can bulan tohumları erguvanların, kar çiçeklerine yanaşır.
Yanar gece. Yanar med-cezirden yorgun gün batımları.
Nevası çalınır dalgalarıma parmak uçlarından dökülenin.
Yorgan altı sıcaklığında uykuların, bir derin hazar; karanlığa...
Hercaî uyanışlarında bir dem şahbaz iklim yansıması..
Rüya- yı kâzibelerden kurtul, düş şakâyık bahçelerine...
Çağlayanlar akıt perçeminden, gece olsun adın. Tadında mey, yatağında şimal yıldızı...

11 Ocak 2010

Departures'

"..Birlikte gideceğimiz şehirler yuvamız olsun mu..."



10 Ocak 2010

"..let me sleep all night in your soul kitchen..."

..Well, your fingers weave quick minarets
Speak in secret alphabets
I light another cigarette
Learn to forget, learn to forget
Learn to forget, learn to forget

Let me sleep all night in your soul kitchen
Warm my mind near your gentle stove
Turn me out and I'll wander baby
Stumblin' in the neon groves

Well the clock says it's time to close now
I know I have to go now
I really want to stay here
All night, all night, all night

***the Doors

senin gibi...

"..yalnız bir gün için, nefes almak için/ kanarken avuçlarım karşında../ üzerimde sevdiğin mavi elbisem, sensiz geçirdiğim günlerden/ senin gibi beni kimse sevmedi..."

5 Ocak 2010

ateş dilinde; kar..

Tutuşturdu yelken gölgelerini, beyaz teninden dağılanın... Kavuniçi bir raksa davet gönderen martılar, karabataklarla mektuplaşırlar..
Vapur tarifesinde gezinen sokaklarım, dakikasız yolculuklara gebe... Sokak sokak sızlayan adına çıpaladım nefesimi...
Ceketinin sol cebindeki buruşuk fişte eylül artıkları, güz; gerdanına yaraşır.
Otobüs duraklarından toplayıp garlara taşıdığım emanetleri uykularının, kar kokusu... Şerbetlenen tarçına seslenen kış masalı. Gün doğumlarını karşılayan yanık kahve kokusunun genzimde yer eden öpüşüne yansıman..
Mevsim taşıran tencerelerde kaynatıyorum yitik hecesini, katmerlenen öykü sonlarının... Her sonun kaderine doğurduğu yolculuklarla, bir kez daha çal, gece dolunaya doysun...

3 Ocak 2010

2 Ocak 2010

jeux d'enfants*


"Önce sen beni sevdiğini söyle. Ben söylersem yine oyun oynadığımı sanacaksın diye korkuyorum."

1 Ocak 2010

"..ben senin gecendeki mavi..."


Suların mücevher olduğu haritalara demirledim düşlerimi..
Acıtan tek şey, deniz kestaneleri.. Kansız, gözyaşı tebessümle çoğalır o coğrafyalarda.
Eski bir kitabı anımsadım, deniz kabuklu kolyeler taşıdı, gerdanıma pembe çalarken.. Bileklerimi öpen varlığından koştum bulutlara.. Bulutlarda, tanıdık kokun... Kokunda bilinmezliğin ütopik serinliği..
Gözlerime yıldız düşüren dudakların, şeftali bahçesi...
Sularda kristallenen ismini, ismimde yüzdürdüm bu gece... Şarabî tadın çalındı dudağıma. Buharlaşan kimsesizliğim, melodisine ayak uydurdu soluğunun... Yarını bilmeden koştum ay ışığına, avuçlarımdan meneviş dökülür giysime, su...
Hayallerinin kıyısına vurdum...
Doğdum, geceden.. Dolunayın tutuştuğu kemiklerine tutundum. Gözlerimin derinliği, kelebek rengi...
Şefaffa boyadığım ruhunda, yeni doğan bebekleri günün.. Yıldızlanırım bekleyişiyle sevdanın... Kumsallar aşıyorum yaz arifesi teninde... Papatya yollarında yıllandırıyorum uykuları. Bu bir kış masalı, yaz sevdasıyla boyalı...
Görmeden, duymadan, bilmeden çözülen bulmacalarla çevrili coğrafyamıza ilişen yaz gülleriyle, yine, yeni, yeniden...
Uğramadan hiçliğe ve ayrılmadan başucundan düşlerin..
Suların mücevher olduğu yerde buluşalım bu gece, yarın gece ve tüm gecelerinde aşkın...
Sen, ben, denizatı ve kelebeklerle...

28 Aralık 2009

"..içinin seslerini, dünyanın seslerine feda ediyordu..."


"...
- Çıplak mısın?
- Üzerimde geceden başka bir şey yok!
- Demek gecenin elbisesi üzerinde.
- Evet.
- Çıkar onu.
- Gel sen çıkar.
- Çıkarırsam ışık olur.
- Olsun.
- Olursa bedenim kalmaz geriye.
- O zaman gece elbisesiyle gel!..."

12 Aralık 2009

yankı.



Ele gelmez olur gece... Dolunay zayıflar kaybettiği kanla. savaş yeri, gölgelerin ardı lacivert saatler.
Sorgusuzum nicedir, hapsedemediğim soluklar acır...
Tütsü yanmaz turunculuğunda alev seherlerin, kokmaz vals...
Ruh yok olur. Saklambaç yorgunu, menekşe tutuşlarım tebessümlerini..
Yolcuyum bu haritalarda, tozlu şarkılar arkamdan su döker..
Acıyan sevda kırıntılarıyla yıkandım sabaha karşı..
Ben hep gün doğumuna yakın buluşurum suyla. Su, günahkâr... Günah, rengi yitik portakal...
Kış başlangıçlarından kavanozlara dolduruyorum manzaralarını donuk sahillerin, pamuk helvacı yaralıdır.
Çocuksuz parklar koydular şehrime. Aitlik ekleri güler cümlelerime.
Zavallı bir kalem şimdi dudak izim... Unutulmaya meyilli aydınlıklardan doğanım, ölümüm kanda kızılcık şerbeti.
İncirsiz yazları doldurduğum bavulları attım taş sokaklara, buz kattım yokluğuna, çakmakta alev, ben öldüm. Yeşilsiz ve grisiz. Üç kere saydım adını.. Beşte üç tuttu oyun, kumarbazı oldum rakamsız gün islerinin.
Dağıttım saçlarımı, yandı deniz. Şehir. Sokak. Taş.
Soğuk yandı.
Ruhun odalarından seslendim, daha sonra, dedin.
Ben de uyudum, uyandım, öldüm sonra.

11 Aralık 2009


İnsanlar yaşamaktan bahsediyordu:
Portakal dalından,
Kuş kanadından,
Meyhaneden,
Hatta denizlerden.

E.Cansever

2 Aralık 2009

gece...


Saten rüyaların döküldüğü gerdanını, geceye boyadım dudaklarımla. Kaldık. Kar- an-lıkta buğusuyla iğde gözlerinin, kalakaldık. Kadeh kırdık kadife ılıklığına kelebek öpüşlerimizin. Sırtımdan belime inen, düzensiz kahve çekirdeği dalgalarımı imzalayan tırnaklarının hissi, seherde çiy... Döküldü. Sustu. Sessizlikte buldu. Yolu uzun mesafesizliklerden seslendim. Yankılandı çelimsiz duvarların ortasında, yakut mevsim. Gün batımında sarı tül bakışlarımdan kanatlanan dsoluğuna takılı kaldım. Rüya geçitlerinde çıplak bilek, dantel yaş... Kördüğüm bu değirmen saatleri... Uçuğa tuz bastı gidiş. Turuncunun bekâretini suya bıraktığı kramplarda doğdum. Var oluş, avucunda kelebek. Avucun, incir kokulu bahçeleri, hayalinde, ekmek kokusu... Yeşerik duruşunun yanında yetim bileklerim. Kanın damarı zorladığı inatla tut. Çarşafların dağınık, tenin sıcak olduğu serinliğinde, nakarat gibi yağmur baskını... Çek tetiği, namlusu ağzımda korkusunun lacivert saatlerin... Yastık izi suretim, öksüz; nefessizliğinde zamansızlığın... Tenhalara kurulmuş semt pazarlarından çaldığım çilek kokusu boynundan uçar, ikindilerinde masalların.. Güz isimleri sıraladım mısralarına, gonca gamzelerinin, elmacık kemiklerinden gölgelerini döktüm gökyüzü renklerinin... Şimdi mücevher bakışlarını çerçeveleyen siyahların dağılmış koyuluğuna eklenen kumru renklerine, akdenizin turunç kokusu siner... Kobalt maviliklere bırakıyorum biletini yalnızlığımın, deniz düşlerinin kıyısında mercana çalınmış dudakların, çatlaklarımı doldurur... Kadehime dol gecelerde, sonra da bırak gerdanından nefes nefese...

1 Aralık 2009

aralık öpüşü*


"...ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli..."

28 Kasım 2009

göç...


Karanfilin açtığı yer, kirpiklerinin gölgesi...
Erguvanî kanıma karışan dudak izin, katmerli bahar...
Bak doğuruyor sokaklar, avuçlarındaki topraktan; kenti...
Ve hayallerin ceplerinden saçılıyor, bu çocukluğunun izdüşümü ışık yansımalarına..
Solmuyor seninle mektuplara değen mürekkep.. Ve kokusunda baygın hanımelleri...
Kadeh kadeh taşıyor gerdanından kızılı yıldızların, ayışığına nazır soyunan...
Çıplak taşlar yıkanıyor, ahşaplar yanıyor bakışlarında... Ah kıvılcımında alevlenmek vardı bu kış öncesi gidişlerde...
Yolcusuz seyahatlerle kanatlandırıyorum haritaları..
Coğrafyama kokun sindi.
Kaybolalı parmak uçlarının notalarında, on bir ay, yirmi sekiz, gün altı saat.
Buğusunda eriyorum soğukların..
Karla karışık kahve kokusu şimdi zaman.
Karakalem çizgilerle ıslanıyorum, güz sonu renklerinin ardı sıra...
Özlüyorum... Kanatlanıyor gece gerdanından..,
özgürlük, teninde salkım salkım...

27 Kasım 2009

mim*


"Unut" dedi, "Korkma".
Korkma unut.
Tükenir mi ayışığı, içmeden günah tepsisinden suyu?
Kentsiz kalırsın en fazla...
Saçlarından korkularının gölgelerini akıtırsın, kırmızı dualarla örülü sancılarını...
O yazı unutalı ne kadar oldu..
Belki de hatırlayalı mevsimleri...
Kabuksuz yaralarım, tuz içinde yankılanıyor.
Beklediğim yollar tükeneli ne kadar oldu. Soldu.
Çığlıklarımı kilitledim, kilidi kırık sandıklara. İğne oyalı eşarplarla sarmaladım kesilmiş saçlarımı, tutam tutam, gonca kokulu zamanlardan...
Kırık vazoda solgun gül şimdi bileğimden akan.
Bileğim, yükü avucundakilerinin..
Geçmiş zaman kelimelerinden çıkamadığım labirent; adresi ölü güvercin...
"Güzelsin" dedin. Yalanın durmadığı dudaklarından kaydı.
Sen bana hiç yalan söylememiştin.
Toprak parçalandı renkleriyle, kara büyünün..
Yosma şehrin kayıp soluklarının arasına karıştım. Kayıp yosma.
Damarımda büyüttüğüm dumanlı hayalin sızlatıyor kaç gecedir.. Kusamıyorum ismini.
İsminin harf sayısını unuttum, suretin aklımda...
Bir bavul hazırladım kendime, garlarında unutmak için soğuk şehirlerin, bir kaç kağıt biraz da uyku, gözlerime hiç denk gelmeyen...
Sahi,... gözlerin... Bakıp da görmediğin mavilikten mi çıkardın beni, şu hiç sevmediğin...
Tenimde haykırıyor saati silik tarihler.
Yanlışların doğruları götürdüğü yerde bekliyorum seni. Sola dön, köşedeki merdivenden at kendini,
ordayım..,
mavi ölümün olsun.
Artık yalan söyleyebiliyorsun;
deniz.siz.

15 Kasım 2009

çöl.

İsteyeceğim her şeyi tükettim seninle; düşlerim ve masallarım, arkasından seslenebileceğim dizelerim... Kendi kendimin rüzgârında infazımı gerçekleştirdim, sokak boştu, ismim ıssız, kalbim kırık kapı... Yel değirmenlerine vurgunumu bıraktım, duymadın şah damarımı sızlatan yağmuru... Kesik boynum. Yıldız.sız. Duasız girilir benim yatağıma. Rüya değmez yastığıma. Uykularımı kısa keserim, soğuk yorgan, buzdan ten... Ilıklığa alışmaz bedenim, duvara değen sol yanım sıvasız günah.. Yorgunum bu gece, ellediğin gökyüzü solar, ırzına geçtiğin ayışığı sızlar.. Şehir sulanır. Çıkmaz sokak olur gün doğumları.. Ötenazisiz ölümlere gebe gecem, sularım çekildi, kurak deniz.

11 Kasım 2009

"sokaklar uyudu..."

"..sar bedenimi; kitabımdaki son paragrafta uyuyayım. O senin en sevdiğin kitap olsun. Bırak o korkunç şiirler okusun alnımızı. Bu kadar kırılmışken ve hala kırılabilecekken bırak sayfalar onarsın bizi. Hala ilk günkü kadar yakınım sıcak mürekkebe. Aşk senin kadehinde bakışımı delip geçerken anladım..............camdan bulutlar altında yattığımızı.., yağmur yağarsa ölebileceğimizi...., artık....."

8 Kasım 2009

gecenin aruzu.


















Kahve kokusu sana çıkan sokaklar..Ben kadehinden damlayan bir avuç deniz.. Denize karışan sıcak suda, dua olan adın.. Biraz nemli biraz yitik bir yol sırtımdan inen, gözyaşlarına benzer.. Gözyaşların dalgalarımdan süzülür, parmak uçlarında taşıdığın yıldız tozu.. Köprücük kemiğini ayışığı kıskanır.. Ayışığı menevişlere sarılı.. Suda adın dua.. Duada tanrısız gölgeleri inancımın.. İnancım, üç noktaya sığan ibadeti aşkın... Biraz sen, biraz sen, daha çok sen... Aruza varan
denizlere duracaksın, kıyısız adıma tutunarak...













5 Kasım 2009

memory of the loss of wings*


I need you to hold on while the sky is falling*

3 Kasım 2009

öpüşünde.


"..Güneş var..." dediğinde, tenimde buzlu yalnızlığın ürpertisi kol geziyordu...
Varlığımı titreten kadifeliğin, adım başı papatya mevsimi... Dün düşündüm, yeşiller arasında uzanan bileğinde metal, parmağındakine akar, parmak uçların seher rengi... Doğumsuz günlerin çizgili zanlarından sıyrılagelen tebessümün, bileğinin dansından dökülen çizgilerle şehvet mimarîsi..
Gözbebeklerini dolduran yaş, deniz kokulu...
Defterini tutmadığın buğularında camların, kelebek öpüşü.. Yıldızların sıralandığı pencerenden akan yağmur, pamuk mevsimiyle dirilir. Döner gece... Gündüze varamadan canının cananına süzülür.. Gecedir. Üçtür.
Başlarsın yeniden dumanında boy vermeye sevdanın, dudağının kenarından tütün kokusu havalanır...
Tenini sarmalamayan beyaza karışır yanık şeker dokunuşu.. Kalbinin ağırlığında kağıttan gemiler yüzdürür yel değirmeni bekleyişler...
Fikrinden tomurcuk veren hayat, gözlerinden taşar mevsim mevsim...
İncecik ipliğe sarılı nefesin duvarlarımı yıkar...
Dokunamam saatsiz yelkovanlara, bakışını gözlerim kıskanır...

1 Kasım 2009

içime sinmiyor...


Düşüncemin üzeri tozlu sis...
Yıkık dökük binaları arasında ilerliyorum gece ayazının...
Elim tutmuyor, bileklerim sızlar sensizlikten..
Büyütemiyorum nicedir, pencere önü çiçeği..
Rüzgârlardan tutamıyorum saçlarını 'dize'lerimin.. Nefessiz şiirlere dudaklarım kanar oldu son üç gecedir..
Değmiyor tenime kırmızı.. Tutunamıyor soluğuma ılıklığı üç harfli heyecanlar...
Benzeştiremiyorum kokunu, mevsim: güz sancısı...
Yanıyorum, küllerim avucundan dağılıyor..
Özürlü sözcükler bile yetim bırakıyor, kirpiklerimin değdiği masalları...
Haritasız çıkıyorum seyahatlerine mazi yaralarımın...
Benim de dizimde morlukları hayatın..
Akşama vardıramıyorum saatleri.. Kara çalınıyor düşlerime...
İmzamı atamıyorum gün doğumu vapurlarının altına, dalga kokusu,bileklerim ağrıyor...