Tenden dökülür, sudan doğan gece... Vicdanı yitik, tarih çizgisi kayıp, soluğu suret aşklarla aydınlanmaz gölgesi, sınırsızlığın söz vermiş hali... Avuçlarımdan kanayan ismine mum dikiyorum, selvi yaprağı, dikiş tutmaz yara... Uzatmaları oynayan turna uçuşu, düş kapısı... Sarı hastalıklara yatalak ellerim. Ve felç geçiren körlüğü, kalbin... İç acıtan başkaldırılardan yorgun susuzluk, bileğim kızıl güneş.. Dudak kenarı çizgime boyuyorum imzayı, tensiz dua ayinlerine bakarak... Kirpiklerimde nöbet tutan sisten dökülmeyen ışık, trafik kazası kayboluşlarım... Denize karışan ada doğuruyor, özgürlük kadar güzel omzunu, gecenin... Silemediğim işlemler, kurşun kalem izi yanaklarım bu akşam... Tel örgüler zorlar, boynuma dağılan ipeğini var oluşun... Ve alay fenerleri kırılır seherde... Maziye düğümlü bir isim şimdi sol bileğimdeki ağırlık.. Taşıyamadığım zaman göstergelerinden doğumgününü çaldım bu sabah, sabahlar sancılı güz yaprak intiharları... Zincirsiz esaretlerle boyuyorum ellerimi, erguvan.. Kanım, erguvan... Uykum, tetikte asker... Kayıp yol. Ulaşılamayan çamur suyu maziye vurgun-sun; yangın yeri bu ikindiler...
Günahımla öpüyorum gece bitkilerini, yarım gülüş, çıplak gamze... Hayallerimi topladığım bavul saçıldı, gar kalabalığı , hazan gövdesi saatim... Seni unutsaydım beklemezdim düş bozumu, hayalet gemileri. Ellerimi çamurlarla kaplayıp öz suyunla yıkanmazdım üçe beş kala... Ellerim ağrılı, mevsim güz.. Tenimdeki tuz yağmur emaneti. Bu sabah.. Vapurun taşıdığı bedenim dillenmiyor dalgalı anılarımdan, ceset gibi yıkıldım. Öykü yazmak zor, ama iki kelimeyle başlıyor, sen. ben. Yolculuklar yakıştırırım yeşerik parmak uçlarına düşlerinin.. Sızın damlıyor kirpiklerime.. Pranga. Metal tadı, soğuk kadın imgeleri, gölgenden sapacak sokak yok bu akşam... Yorma beni, Susma... Sessizliğin, gümüş hançer...
Kovulmuşken hayatın bir yerinden Yalnızken, umarsızken Öfkeni dillendirecek bir eylem ararken kendine Diyelim gecelerin o tekin olmayan serüveninde Paranoya kıvamında ilişkiler yaşarken İmtiyazsız karanlıkların suçlu zevklerine Yasağın büyüsüne, hayatın ve gündüzün Öte - yüzüne sığınırken Ve intihar manifestosu gibiyken bütün duyarlıkların Ansızın bir dize gelip takılır diline Bir can simidi gibi en kurtarıcı keyfiyle Bir zaman seninle kalır, yanıbaşında, Zaman içersinde yer değiştiresin Diye kendisiyle bir gönül erincini, en düpedüz anlamıyla yaratmak eylemini Yaşarsın bir dizenin dizlerinde Sonra uzaklaşır senden, Gözden kaybolur Büyümüş, çoğalmış bir şiirin derinliklerinde Ne senledir oysa, hep senledir oysa Gecelerin ötesi dediğin şey Kendin için yaşadığın sinema
Dön diyememem sulardandır... Akşam güneşi gerdanından doğarken, kirpiklerimle sevişen rüzgâra emanet dalga dalga heyecanı gecenin... Üçe epey vardı, kamçılı yalnızlığımın avucumda kök salan sürgün tellerinde öleyazan kan-dır, rengim... Sol omzumda ağırlaşan dudak izli uyuşukluk, renk sıyrılmasına hasta... Refakatçim göz pınarlarımdaki yağmur olsun... Sokaklardan akmamış dudağıma değen kızıl şerbeti cansunun... Gamzesiz bahar gelmez. Güzümün donuk olduğu yanda sandık kokusu bu akşam... Kasımpatılar arasından üflüyorum gecenin yıldızlarına.. Yastık iziyle ilerlediğimiz haritaya bir de kimliğimi ekliyorum; kızıl düş, yaldızsız öpüş, gökkuşağı... Kanat çırpmayan özgürlükle doluyor ciğerim, gözlerim kapanıyor mayıs esintisi dolunaylara... İşaret parmağımın ucunda gezen menekşe kokusuyla kadifeleniyor dişi mevsimlerim... Ve bir dans şimdi, senden imzalı tebessüm, dudak kenarı, şiir dizesi derbederliğim... Tutamadığım kalemlere saklıyorum uğuldayan varlığını iklimlerimin. Seni sayıklayan renkleri katıyorum adımlarıma... Ah geçmiyor kahve kokusu, şarap kızılı, bir de serinliği özleminin...
3 Ekim 2009
Derman değilim güneşsiz yaz sonralarına... Yağmurla katmerlenen dalgalarımdan doğuruyorum yediveren düşlerini ve kalem kırdığım gece nöbetlerinden öpüşler taşıyorum delik ceplerimde... Yıldızlarla oyaladığım saçlarıma değen nakış göz, kahve kokusu, biraz deniz tuzu... Sarmaşık alevlendirdiğim bahar, tenimin döngüsü, mevsim ortası... Parmaklarım toprak, saat dokuzu itekliyor, silkeliyorum eteklerime sarılan kumral tozunu hasretinin... Yastığından kaldırdığım saçlarım, köprücük kemiğinin yuvasındaki sıcaklığa sokulur... Dokunur eflâtun düş, mavi gök, kurşunî ağırlığı gitmelerin... Bileğimde yolculuğu bekleyen biletlerle, ağrılı vedalar, omzumu açıkta gören avuçlarının derin su sesi...