12 Aralık 2014

"dönmeyeceğimiz bir yer..."


Olmak istediğim yerlerde gökyüzünden renkler akıyor. Olmalı. Kar ve renk.
Öyle bir yerden gelmiş olmalıyım diyorum bazen. Gelmediysem de gitmeliyim.
Bir şekilde ilişmeliyim o fotoğrafa. 
Coğrafi ağırlıklar oturuyor göğsümün üzerine bu aralar.
Başıma rüzgârlı ağrılar.
Sağlıklı hissetmiyorum. Gözlerim zaten görmezken, gördüğü kadarını da taşıyamıyor sanki kapaklarım. Her şey çok karanlık. Burada. Yağmurdandır. Değil. 
Yağmurla hiçbir alıp veremediğim yok. Günler karanlık. Sokaklar beton. Güneş aramıyorum, başka bir şey.
Benim istediğim zaten hep başka bir şey.
Yalnızlığın dokunduğu, kalabalığın ürküttüğü yerdeyim.
Ve biliyorum cebimdeki bilet yetmeyecek.
Daha kuzeye dair bir şey olmalıydı o.
Burada işim yok.
Gücüm hiç yok.
Sebebim, sanmıyorum.
Başka bir hayat hayali mümkün kılınabileceği için mi bu denli düzenli bir nefes veriyor her yeni gün bana? Başka bir açıklaması olamaz yoksa.
Bir süre, belki işler düzelene kadar, sahip olduklarımla mücadele edip de bir şeyleri vasatın üzerine çıkarana kadar Marion'a bakarak uyumaya, daha çok uyanmaya karar verdim.

Bir kış için en uygun renklerin uçuk pembe, çağla yeşili, bulutlu mavi olduğunu düşünüyorum. Ama ellerim çok yaşlı bu mevsim. Bu diriliğe dokunup da kirletirim korkusu var. Utandırıyor bu his beni.
Evvelsi gün sinemanın karanlığında bile saklamak istedim.
Belki de başka bir avucun nicedir kaldırıp da bakmayışındandır.
O avucun.
Sıcak.
Üşüdüğündendir belki.
Ya da hiçbirinden değildir.

Mutsuzluktur basbayağı. Sımsıkı tutup da bırakmayan.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder