31 Ocak 2012

Günlerin getirdiği...*

Evde olmanın kırıcı yanına son durak hep; vapurlar...

Avaz avaz çığlığın korkutmadığı sese sahip tek canlı; martılar...

Ölüme en çok yaraşanlar; doğumunu haklı çıkartacak kadar hayat edinip, onu güzel renklere, verilen sürede boyayabilenler...

Mutluluğa en çok yaklaştıran; plastik birkaç hortumun ucuna bağlı hayat savaşını, tüm hortumları kopartacak bir güçle ayağa kalkıp da bitiren zaferler...

Huzurun kendisine en çok ev edindiği yer; uykularını bildiğin birinin kollarının arası...

Eve gelmeyi, göç yolundan ayıran yegâne kokular; anne teni ve tarçın...

Güne, giydiği renkler arasında en çok yakışan; aynaya güneşin düştüğü andaki tebessümünün tonu; çoğu zaman gün batımı moru...

Canını acıtan sokaklarda, yaralarına en etkili merhem; yumuşak sokak kedileri...

Paylaştıkça çoğalan, çoğaldıkça güzelleşen, güzelleştikçe büyüyen hayatların orta yerinde, en çok ihtiyacımız olan; bir minicik günaydın...

Bin beş yüz altı
Bostanlı- Üçkuyular Vapuru

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder