19 Mayıs 2006

güneşi yolladım bütün renklerle



Taş bir yolda ilerliyorduk ve yaşam bize hiç aldırmadan nasıl da devam ediyordu. Kurumuş, çatlamış, puslu bir bahardan kalma, solgun, gonca renginde dudaklarımda bir mırıltı… Ne me quitte pas… Güze yaraşırdı aslında.. bir kasım sabahına, kavuniçi yapraklarına hüznün ve burkuntularına en derininden ruhun. Bir filmden unutulmaz bir sahne geldi mi aklına? Kim bilir hangi filmdi senin unutulmazın? Kim bilir hangi kareydi unutamadığın? Bir sonbahar filmiydi benimki. Bir kadın ve bir erkek. Kadının üzerinde pembeden kırmızıya dönük, nar çiçeği bir su var, şeffaflığını örtercesine kayıyor üzerinde. Ritimleri uyumlu. Coşkulu bir vals. Ölüme yaklaşmış bir güzelin coşkulu valsi. Ve o müzik… Evet hani bir sabah… Yağmurkuşugillerden biri öterken karşımda, usulca mırıldandığın kulağıma…

Mucize, nerde saklı o? Bulutlarda mı? Yağmurun yağması belki.Goncaların gelin gibi süslenip gül olmaya hazırlanmaları… Erguvanların eflâtuna çalan renkleriyle donatmaları taş kaldırımları. Ya da belki yağmur sonrası bir renk cümbüşü, bir coşku şeridi. Bir gülümseme hayata… Gökkuşağı… Belki de, belki de sadece bir tatta. Dondurma? Onun kadar tatlı ve huzur verici bir şeyde. Belki de kavun kokusu ya da çilek kokusu gibi bir kokuda ya da vişne kızıllığı…

Kalemi oynatamıyorum.

Güneşi yolladık bütün renklerle…

-30.03.2006/ Perşembe – 15.15

1 yorum: