2 Ocak 2019

keep nothing but memories*


Biraz durup bulutların şekil değiştirmesini izlemeliyiz bence. 
Sakince hangi durakta olduğumuzu anlayıp, belki rüzgârlı yöne giden ilk otobüse binmeliyiz.
Ya da içimize kaçmalı. Ya da ağaç gövdeleri gibi kabuklarımızın arasından sızmalı, sızdırmalıyız sularımızı.

Çok koşuyoruz. Durmadan hareket ediyoruz. Bu çalkantı esnasında bir şeyler akıp gidiyor, kaçıyor gibi. 
Bu kaybın telaşı, kalbimi kırıyor çoğu zaman.

Çok özlediğim sakinlikler, o sakinlikleri saran çay buharları, hesapsız yumuşaklıklar, kendiliğinden ısınan avuç içleri var. 
Saate bakmadığımız anları şöyle bir kenara ayırdığımızda nasıl da gülümseyen iç okşamalar beliriyor şurada, burada, içimizde ve her zerremizde. 
Saate bakmamalıyız. 
Günleri saymamalıyız. 
Kalabalıklar arasında kan ter içinde koştururken yanağımıza değen sıcaklıkların üşümesine izin vermemeliyiz.

Bu yıla başlarken kendime büyümekle ve bir yıl boyunca oldurmaya çalışacaklarımla ilgili bir şeyler yazamadım.

Buruk bir yorgunlukla en çok, heves ve heyecan diledim.

Bir yerlerde unuttuğum bir şeyler olduğunu seziyorum. Daha az gökyüzüne baktığımı ve mümkün olduğundan az dans ettiğimi, daha az öpüştüğümü.. 

Olabildiğince ağır ve boynumdan parmak uçlarıma doğru dolanıp beni ele geçiren bir gündelik yükler toplamıyla yaşar gibi yaptığımı..

Gündelik olan ne varsa biraz boş verip, içimizi doldurabildiğimiz, özümüzü beslemeye mecal bulabildiğimiz, zamanı beklemeyip, kendimiz yaratabildiğimiz, sevmenin hakkını verebildiğimiz bir yıl olsun.


2 yorum: