14 Ekim 2015

figan


Gevşemiyor düğüm. İçine zorla gömülen ne varsa, canını acıta acıta... 
Yok bir nefesi alıp da çok yapma hevesinin sonsuz tutkusuna inen gümbürtü.
Kanatları var, görüyorum. Renginden utanır gibi. Utancından kıpırdayamıyor gibi.  Güzelliğinden haberdar olmanın, haklı olmanın yettiremediği şeylere karşılık, kanatlarındaki hareketsizlik. 
Gözlerini ıslatan bir gölge. Kopkoyu bir sabah. Yırtıcı çığlık. 
Sessizliğin yırtılışı. Coşkun haykırışın üzerine sıçraya kurşuni uğultu. Örtülemeyen çıplaklığı acının.
Meydanı acının. 
Ahları birbirine ekleye ekleye koskoca bir kitleye dönüşmüş sancı. 
Bitap renklerin, inatla altına düşecek ışık arayışı.
Yazık bir tarih, burukluğu yeni günün. 
Kan revan içinden doğabilen güneşe, kendini bırakmayan yıldıza ağıt. 
Yakılışı dahi tekmelenen ağıt. Hasretten gayrısını bilmeyen, öğrenmesi sakıncalı  toprak. 
Fedasız rahat etmeyen kötülük.  
Düğümünden kıpkırmızı fışkıran, kanada çarpan, yerde kalmayan nefes.
Yırtılıyor geride kalan ömür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder