26 Ağustos 2012

dönmek..

Mevsimin uzatmaları oynadığını yerden yazıyorum.
Henüz eskiyip de sararıp solmaya başlamamış fotoğrafların gölgesinde bir eylül hazırlığı içerisindeyim.
Belki yaza çok yaklaşamamaktan, belki tenimin bu yaz deniz tuzunu tutmamasından..
Bisikletimin tekerlerinde renk değiştiriyor yapraklar..
Kuruyor günler, sahil çekiliyor..
Çocuk seslerinin içinden çıkılmayan cümbüş, yerini eski bir balkan filminden hatrımda kalan dağınık düğün yerini anımsatıyor şimdi.
Her şeyi saçmıştık oysa, neşemizi, umudumuzu..
Özlem denilen şeyin bir tür hastane kokusuna sahip olduğunun duyumsandığı şu zamanlarda, sanki soyunuyoruz birer birer dudak kıvrımlarının mutlulularını..
Açık adresini bildiğin evlerin kapılarını çalamadığın bu gün dönümleri, çocukluk kabusundaki ilerlenemeyen yola benziyor; aydınlık bir oda, karanlık bir yol..
Beklendiğini bile bile varamamak.
Özlediğini öle öle hissetsen de kımıldayamamak.
Yarım uykular, ardışıklarına varmaya bile nazlanan saatler..
Bazen coğrafyanda ölüyorsun.
İnsan yaşadığı yere mi benzerdi Ahmet Abi?*
Yaşadığım yer neresi.
Bu ölüm neyin nesi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder