17 Haziran 2010

ölüm, çiçek.siz.


Duvarlar uzanıyor göğe. Acının sur diplerinde sabahlıyorum çoğu zaman. Kaç sene oldu varlığımda erguvanlar bitmeye başlayalı... Kaç savaş verdi soluksuzluğumuz, şehirlerin tozlu yalnızlıkları arasında... Kaç yalana dayanır temmuz yanım benim... Külleniyor gözyaşlarım, dağlanıyor kalbim.. Kalbime dokunma. Daha fazla yanaşma şehrine renklerimin. Sessizliğimi kırma gece bitkileriyle, yanaşma dinginleşmek için, bayırları aşan ruhuma.
Parmaklarının gezindiği tokamın klipsi attığında, dağılıyor; rengini bilmediğim, senin de diğer renkler gibi umurunda olmayan dalgalar, sen dokunma. Şarkılarımı başka vücutlarda gezdirirken, uzak dur cümlesizliğimden. Gideceğim şehirden sürgün et evini, aynı göğün altında bile kapama gözlerini.
Yargısız infaz gecelerinin sorgu lambası altında, titret utanç duvarlarını, katla gidemediklerimizi, ütüsü daha fazla bozulmadan.
Hangi rengi çıkarayım mevsimlere iptilâ bozgunumdan. Kan akıtmamı isteyen bakışların kaçak, saçak altlarında. Çocuk olmayı bile beceremediğin sokaklarda, hırsızlık yaptığın ayışığı, kelepçeleri takmadıkça terk ettiğin masalların başrolüne, nefes borunda kök salan kırmızıdan kaç.
Yaraşmıyor benim atlıkarıncalarıma üfleyen rüzgâra, çocuk düşlere, senden akan iltihaplı acı.
Harabeler arasında ilerlemiyor gelecek zaman, her yerde aynı keder.
Mahkumu olduğum inançsızlık, her gün yoklama alıyor sevmeye meyilli yanımdan.
Gözlerimi kaçırdığım tüm soluklardan, öcünü kelimesiz utangaçlıklarla alıyor, yaran.
Sıyrılamadığım kâbuslara, tebessümlerden filizlenen gözyaşları kenar süsü oluyor.
Şehir elinde bıçağıyla, sırtımda soğukluğunu hissettiriyor amacını bilmediğim varlığının, yokluğunun.
Kırılan oyuncaklarım arasında masal yazmaya çalışıyorum.
Çelmelerden morarmış dizlerimle, kırlara koşmaya çabalıyorum.
Çocukluğumun parklarını kirleten geçmiş zaman eklerinden kaçmaya çalıştığım yerde, gideceğim sokaklarda; senin çocuk yaşın.
Hangi yağmur temizleyecek varlığıma sinen isini, gölgeli adımlarının.
İçimi yıkayacak baharlara gidemiyorum, bütün duraklar "in" dercesine bağırıyorlar, kilometre başlarında.
Ellerime sinen gül kokusu yerini mevsim çiçeklerine bırakamadan yıllanıyor. Nicedir güller çok canımı yakıyor. Üstelik papatya mevsimini kaçırmışken...
Salıncaklarda bekliyorum iyileşmesini, gözlerimin değdiği manzaraların; ağlıyor denizler...
Beni soracak olursan...;
"..gözlerimde boğulma diye, ağlamıyorum..."
...

3 yorum:

  1. Cabo de Creuss
    ziyaretçi sayısındaki artış daliyi endişelendiriyordu, ama o, koyda kimsenin göremediği sarı bi kayıktaki kadının, gelenlerin bırakacağı çirkin izlerin üstesinden gelebileceğini umuyordu.

    YanıtlaSil
  2. Güneş doğuyor her gün, ve dağlar gerinerek sarılıyor denizlere. Renkleriyle ve aşklarıyla her zerremizi titreten Dali inanmıyor mu mevsimlere, suların kendisini yenilemesine...? Endişelenmemeli. Vurgunuyla, doğumuyla denizin koynunda renkler, her mevsim dönümünde hayat bir kez daha başlar. Belki bu aralar biraz Lorca'yı anmalı, biraz denizleri..

    "..bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi
    bir çok kere yitirdim denizde kendimi
    gidiyorum aramaya, suyu bilmeden
    beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri"

    YanıtlaSil
  3. deniz, ne de ahenkte ismin. güneşin akrep ısırıklarında solmuş renkler savuruyor dalgaların ve her güzel güzellikten elbet yoksun kalacak diye hiç solmayacak ölümsüz yaz kaşiflerini, haydut mevsimlerin yitik çocuk izcilerini yakıyor tuzlu dilin.

    YanıtlaSil