20 Mayıs 2005

hayat RENGARENK!

Bugün cuma yani haftasonuna giriyoruz.. Bu hafta tatile erken girdik ama nedense cuma oluşu yine de mutluluk veriyor.. Alışkanlıklar hayatımıza öyle sahip olmuşlar ki!
Bugün güzel bir gün.. Güneş ışıl ışıl dışarıda;tamam İzmir sıcağı hoş değil kavuruyor insanı ama yine de dışarısı ışıl ışıl ve yaz geldi ve çocuklar rengarenk! Mutlu olmak için bir neden! Ailemle dışarıda bir öğle yemeğinden sonra evde biraz geometri çalıştım şimdi de Sting dinliyorum... Yani hayat pozitifliğini sundu bugün.. Dünkü olumsuzluğumun ardından bu neşe gerçekten onarıcı nitelikte! Biliyor musun okulu özledim! Çok garip, belki... TED'i özlerdim evet.. Hatta haftasonlarını sevmezdim ama şimdi ÖEL de hep haftasonlarını bekler olmuştum... Hoş kim beklemiyor ki Hayriye Hoca'yla 5 günün ardından! Herhalde kimse istemiyordur okulun devam etmesini :)) Ama insan zamanla alışıyor ve alışkanlıkları her gün daha da çoğalıyor! Okuluma da alıştım! Sınıfıma ve sırama! Derslerin boğucu olmasının yanısıra ben onları bile özlüyorum bazen! Okul olmasaydı hayat çok sıkıcı olurdu! Hasta olduğumda ve evde kaldığımda tamamen karanlıkta oluyorum... Televizyonda çeşit çeşit insanın aklını oynatması için düzenlenmiş programlar arasında sıkışıp eline hiç bir şey almama isteği sanırım hayatta ki en kötü duygu! Bir şeyler üretememe hissi! Oysa okulda hiçbir şey yapmasan bile ürettiğin bir şeyler oluyor kesinlikle! En azından düşündüğün ve fikirlerini oluşturduğun dersler! Evet okula gitmeyi seviyorum! Ama sanırım tatili de seviyorum :) Bugün tatil!!!! Ve ben çarşamba akşamı nasıl geçecek bu tatil? deyip kendimle kavga ediyordum ama sağ olsun perşembe günü annem o deliliğimi görmezden gelerek yazlık kışlık işiyle uğraşmamı sağladı zaten 2 de kalkmıştım akşamda tiyatrocu ( artık bilgisayar kurdu) Fatih amcamız gelince bir gün bitti bile! Gerçi gece 4 te yattım orası ayrı bir mesele! Tabi 2 de kalkınca uykum da gelmedi. Sahiden tiyatro demişken Hüseyin Hoca ders doldurmaya geldiğinde "Hadi Öldürsene Canikom" a gidin demişti gidemedik! Bir daha gelirse gitmek istiyorum ya! Aziz Nesin oyunları güzel oluyor... Fatih amcamların da "Yaşamak mı Yoksa Ölmek mi?"oyunları vardı ama o" kötü" dediği için ilgilenmedim pek... iç sıkıcıymış galiba tam benlik :) Ruh sıkıntısı şeylere nerden bu merak bilmiyorum! Annem sinir oluyor bu huyuma! Bende oluyorum ama elimde değil seviyorum işte! Hiç bir arkadaşımda da yok böyle bir merak hepsi gülsünler eğlensinler isterler bence de gülelim eğlenelim ama işte kader! Ben de ruh sıkıcı şeyleri sevmişim! Bu arada Oya Baydar'ın "Hiçbir Yer'e Dönüş" kitabını okuyorum. Çok farklı hissediyorum okurken sanki birini kaybetmişim gibi.. Arıyormuşum ve bulamıyormuşum gibi.. 1989 da Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından ülkesinden uzak bir devrimcinin sol bir bloğun çöküşünden sürgüne kadar karışıklığını, umutlarının sanki yalanlarmışçasına bir şeyleri yok oluşunu oradanda Türkiye'ye döndüğünde yaşadığı çıkmazı anlatıyor. 68 kuşağını... Oya Baydar genelde dönem romanları yazıyor bence çok da güzel yazıyor... Ama İzmir Kitap Fuarı'na geldiğinde bir edebiyat öğretmeniyle konuşmasına kulak misafiri olmuştum... "söyleyecek sözüm kalmadı..." Yani yazmayı düşünmüyor! Belki de kilitlenir ya insan bazen, öyle bir durumdur. Murat Hoca bu tip durumlarda bir öğrenci olarak bana "Yazamadığında bol bol oku" demişti... Belki O. Baydar'ın da daha ileriki zamanlarda hayata dair yine söylenecek sözleri olur... Belki de ağır bir şekilde geçirdiği yılların ardından ve onları anlatmaktan yorgundur. Bilemiyorum ama babamın dediği gibi "Susmak da bir erdemdir" ki galiba en büyük erdem de susmak! Yine de yazarlar için bu ne kadar geçerli bilmiyorum. Kapsamlı bir araştırma gerekli bu konu için. Tabi yani boş konuşmaktansa susmak tercih edilir bir seçenek! Okumak istediğim çok kitap var ama zaman yok! Zaten yazın ÖSS kursundayız, dersane var ki ÖSS'ye girene kadar artık kitap okumaktan uzaklaşacağız biraz. Kazanalım sonra okuruz bol bol! Okumak büyük bir keyif ve ihtiyaç!
Bugün keyifliyim anlayacağın üzere.... Umarım hayat güneşli gün sayısını fazla tutar ömrümüzde...

1 yorum: