30 Mayıs 2014

'ya mektuplar...*



"Aşkın yüzünden düşen bin parçayı
Toplamaktan yoruldum ben artık Pollyanna."

27 Mayıs 2014

gezi. yazmak mevsimi.



Ülke olarak kalbimizin yerinden fırlayıp fırlayıp bir türlü yuvarlanıp yok olmadığı bir sene geçirdik. Adeta yeni yıla giriyor gibiyiz şu günlerde. Bir türlü dinmeyen kalp atışımızın başladığı yere döndük. Bir süre -kişisel fikrimce epey bir süre- dinmeyecek de. 25'ime merdiven dayadığım şu günlerde, ki bu çeyrek yüzyıl ediyor nereden baksan, hiç böyle öfkeli bir renk patlamasına şahit olmamıştım. Bence yüzyıl kelimesinin ve kavramının içerisinden geçtiği bir şey için de oldukça büyük bir şahitlik. 

Son bir yılda her şey değişti.

Ülke gündemiyle birlikte kişisel gündemlerimiz de baştan yazıldı. Bu döngü içerisinde idrak ettim ki, sahiden "Gülemiyorsun ya, gülmek/ Bir halk gülüyorsa gülmektir/ Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi."

Ülkenin anlamını çözen biri varsa o Edip Cansever'dir. Ülke olan bir şey varsa, o da Ahmet Abi.

İçimizi titrete titrete, sağ taraftan eksiltip sol tarafa koya koya, dışımızı zayıflatıp, içimizi kuvvetlendire kuvvetlendire bir sene geçirdik.

Çok zaman bir sene. Uzun zaman. 

Oysa düşünüyorum bazen, birbirimizi beklediğimiz zamanlar da geçirmiştik, ki özlem çok zor. Geçmek bilmeyen zamanlardan seneler dizdiğimiz oldu üst üste. Gel diyenlere gitmediğimiz, git dediklerimize dön demeyi beceremediğimiz, gidesimiz gelip de kendimize tutsak kaldığımız, gururumuzdan, karşılıklı asır gibi geçen seneleri sustuğumuz, çok zaman. 

Ama ne oldu şimdi diyorum. 

Bir sene her şeyin, tüm zaman kavramlarımızın üzerinden geçti. Bir kutlama yapacağız 4 vakte kadar. Öfkeli olacağız yine, aşık olacağız hiç olmadığımız kadar, şehirlerin ötesinde sabaha karşı eve girip de vahşi şeylerin kirlettiği tişörtünü çıkartıp kirli sepetine atmış olduğunu dileyeceğiz sevdiklerimizin. 

Kutlamamızın üzerine bir nefes söndürmesinler diye inanmadıklarımıza bile göz ucuyla bakıyor olacağız.

Öfkemizin korkumuzdan, aşkımızın nefretten ağır çektiği bir dünyayı yaşayacağız yine. Öyle öğrendik çünkü. Öyle sevdik biz birbirimizi. Öyle yaşadık çeyrek yüzyıl. Öyle anlamak istedik yanımızdakini de karşımızdakini de. 

Ölümün kıyısını bunca gerçekçi bir şekilde görmüşken duvarlara şiir yazan çocuklarız. Birbirimizin elini tutuşumuz da böyle oldu, kırgınlıklarımızla baş başa kalıp, affedişlerimiz de. 

Bir sene geçti.
Bir sene önce bugünlerde geceler yırtılıyordu. 
Bir seneden bu yana çok şey değişti. 
Ve bir sene sonrasında neresinde olacağımızı bilmiyorum hayatın. 

Kimimiz, biliyorum ki olası bir yok oluşta nehirlere bırakılmak istiyor, ve kimimiz gökyüzüne savrulmak ya da toprağa kavuşmak, veya sonsuz olmak.. 

Ama en çok kalmak istiyoruz yarına. Kalıp, yeniden aşık olmak. 

İşte tam da bu yüzden mektup yazmalı bu mayısta. 

Çok mektup.

mayıs


"..Sıkılırsan güneşten, gece oluruz erkenden..."



12 Mayıs 2014

kimseye..

Zamanın tozunu peşine katıp devasa ağırlıklara dönüşen o kırgınlıklar ve yorgunluklar, yol geliyor aniden geceye bağırıyorlar. "Taşıyamam" diyor soldaki. Taşıyamıyorsun o postayı koyunca.

3 sene olmuş. Seslenmeyi istediğim insanlar var. Seslenmeyeli 3 sene olanlar. Hiçbir şey hatırlamıyorum bazen. O içimdeki tepinen kız çocuğunun sesini hangi su birikintisine emanet bırakıp da böyle dilsiz yola devam ediyor olduğumu hatırlamıyorum. İçimdeki deli kadını unutalı kaç mevsim oldu. Oldu mu sahiden o? "Biliyorum pek deli değilsindir." cümlelerine yaraştırılacak kadar öylesine kalmamın üzerinden de epey vakit geçti. Eskide bir yer kanırıyor. Gidip de hatırlamadığım şehirlerin hüzünlü, yalnız hatırası gibi.. 

Ellerimin en son hangi halini hatırlıyor sevdiğim insanlar. Bir renk bile söylemiyor gece. Bir şişe şarap olup açılmıyor bunca geçen ve kalan şey. Ben kendi kendime şarap şişesine keten, denizkızlı kılıflar beğeniyorum. Üzümünü unutmuş şaraba ben giysi biçiyorum. 

Bir zamanlar beraber hayal kurulması da güzel bir kadınken, şimdi sadece "Yanlış da olsa fiiller için çekici bir kadınım..."

Ne zaman yitti bunca şey, ne zaman bir boğaz düğümü ötekine el verdi?

Bak çözdüm birini, elimi uzattım dündeki mutluluğa. Yan yana güzel iki renk olduğumuz zamanlar daha fazla sandık lekesine bulaşmasın istedim. Aynı sokaklarda döktüğümüz iç çekişlere daha fazla birbirimizi eklemeyelim istedim. Benim buraya varmam 3 sene sürdü. Sürmüş. 

Geriye benden ne kaldığını kestiremiyorum. Ben kendimi artık kestiremiyorum. Bir kağıttaki bir isimden, bir şehirden ibaret oyunuma çiçek dikemiyorum. 


Gel bana, kim olduğumu anlat.

Hayallerine kat demiyorum ama hiç değilse hatırlat..

video




7 Mayıs 2014

bütün kuşlar yerdeler..*


İnsan her şeyin sonuna geldiğinden bunca haberdarken nasıl bir başlangıç yaratır. Buna gücü kim verir. Birikmiş sıkkınlık kulelerinin arasından kalbi rahatlatacak bir güneş damlasının prospektüsünü nasıl bulur. 
Tarihsiz, geçim düşüncesiz, yalınayak ve suya yakın olmalıyım bir süre. Hayal ya, mümkünse özlediğim tek tük insanla hiç boşalmayacak kadehlerimizi kumlara batırmalıyız. Bir süre herkes, her şey, her yer müzikten, renklerden ve şiirden bahsetmeli. 
Endişelenmekten ve bir tarihi, bir şey olacak veya bir şey olmayacak diye beklemekten çok yorgunum. Mütemadiyen çözüm araması gerekiyor gibi işleyen zihnimin uykusuzluğundan, kalbin gümbür gümbür atmayı bırakıp, hayat çok sıradan bir yermiş gibi ve sevmek ve sevilmek, öyle arada bir, öyle tembel iç çekmesinden..
Belki haftaya, çarşambaları okunmayacak bir mektubun başında, tek başıma kutluyor olacağım bir perdenin kapanışını. Belki de on gün sonra en yakın arkadaşlarımdan ikisi birbirleriyle olmaya imza atarlarken, hiç de fark ettirmeden üzüleceğim, bir damla yaş düşüreceğim topuklu ayakkabılarının üzerinde, dimdik durmaya çalışan kadına.
İyi şeyler olsun istiyorum. İnsanlar iyi olsunlar. Sevmek, sevmek gibi olsun. Mutluluklar saklanabilsin. Tesadüfler sakınmasın kendini. Sokağın başında, başımı kaldırdığımda uzaklardan biriyle karşılayım, posta kutumda bir kuş cıvıltısına rastlayayım fatura birikintilerine inat. Bahar geliyorsa, her şeyiyle gelsin. 
Devam etmiyor çünkü. Bir ana saplandıktan sonra bunca zaman çıkamamak süpürüyor geriye kalan heyecanı, telaşı, isteği. Zaman, öldürücü, çok öldürücü... Her gece yarın olmasından korkmak ne çok acizlik.. 
Yorgunum. Ve ne ellerimi, ne kalemi, ne de kim olduğumu hatırlıyorum. Ezberimdeki bütün güzellikler sararıyor ve bunu durduramayacak kadar bitap nefesim..
Her şey niye böyle, inatla üzüntülü...

6 Mayıs 2014

anısı..*


Dün doğumgünüydü.
Bir bahar biliyorsam, sebebi illâ ki bu olmalı.
O yanımdayken esirgediğim tüm kutlamaları, o gittikten sonra sağanaklara teslim ettim.
İnsan çocukken bazen çok acımasız oluyor. Buram buram şeftali kokulu zamanlarda bile...
Şimdi en sevdiğinin gözlerinde ufacık bir buğulanma gördüğünde titreyen yanın, o zamanlar hangi bolluk içerisinde, öyle vurdumduymazdı ki...
En zoru özlemek. Özleyerek beklediğin zamanın bir sonu olmadığını bile bile özlemine engel olamamak.
Olmadığın her zaman parçasında bozuk saat gibiyim. İlerleyemiyor tarihim.
Sen.. Çok erken gittin, ben çok eskide kaldım.
Dışarıda bahar var; muhakkak senden..,sağanaklara karışsam, duyulur mu gittiğin yerden..?

2 Mayıs 2014


"..Biliyorum, kader değil
Kendi ellerimle kazdım
Bu mezarı ben kendime
Ölüp gitmek hüner değil
Gel de anlat bunu sızım sızım sızlayan kalbime.."